Küresel Satrançta İran ve Ortadoğu’nun Geleceği
Prof. Dr. Uğur Özgöker, katıldığı televizyon programında ABD ve İran arasında tırmanan gerilimi tarihsel bir perspektifle ele alarak, güncel gelişmeleri “yeni bir dünya düzeninin doğum sancıları” olarak nitelendirdi. Dünyanın ilan edilmemiş bir büyük savaşın içinde olduğunu savunan Özgöker, 1915 ve 1936 yıllarının sancılı dönemlerine benzer bir konjonktürden geçildiğini belirtti. Bu kaotik ortamda Türkiye’nin istikrarını koruyan bir “kutup başı” olarak öne çıktığını ve bölgesel dengelerde belirleyici bir aktör haline geldiğini vurguladı.
İran’daki iç karışıklıklar ve ABD’nin olası müdahale planlarını değerlendiren Prof. Dr. Uğur Özgöker, meselenin sadece bir rejim değişikliği olmadığını, arka planda devasa bir enerji ve vana kontrol savaşı yattığını ifade etti. ABD’nin bölgedeki yığınağını “güç yoluyla barışı dayatma” stratejisi olarak okuyan Özgöker, Washington’ın artık maliyetli ve uzun süreli kara savaşları yerine doğrudan stratejik kaynaklara ve ekonomik imtiyazlara odaklandığını dile getirdi. İran’ın sahip olduğu petrol ve doğalgaz rezervlerinin küresel ticaret yolları üzerindeki hakimiyet mücadelesinin en kritik parçası olduğunu belirtti.
Tarihsel bir hatırlatma yapan Prof. Dr. Uğur Özgöker, 1953 Musaddık darbesi ve 1979 devrim süreçlerini örnek göstererek, İran’daki dönüşümlerin her zaman dış müdahale ve iç ekonomik sancıların kesişim noktasında gerçekleştiğini hatırlattı. Mevcut yönetimin halk tabanındaki ekonomik memnuniyetsizliği yönetemediğine dikkat çeken Özgöker, dışarıdan gelecek sert bir askeri müdahalenin ise halkı rejim etrafında kenetleme riski taşıdığı konusunda uyarıda bulundu. Bu noktada, liderlik odaklı nokta operasyonların ve siber savaş metotlarının geleneksel yöntemlerin önüne geçtiği bir döneme girildiğini savundu.
İsrail’in bölgedeki sessizliğini “fırtına öncesi sessizlik” olarak yorumlayan Özgöker, İsrail’in kendi stratejik çıkarları doğrultusunda ABD’yi bir çatışmaya itmeye çalışabileceğini belirtti. Özellikle Hürmüz Boğazı ve Basra Körfezi’ndeki deniz trafiğinin güvenliği meselesinin küresel bir kriz potansiyeli taşıdığını ifade eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, bölge ülkelerinin kendi aralarındaki ihtilafları bir kenara bırakarak daha rasyonel ittifaklar kurması gerektiğini vurguladı. Türkiye’nin yürüttüğü “Ankara Merkezli” dengeli diplomasinin bu süreçte en güvenli liman olduğunu ekledi.
Irak ve Suriye denkleminin İran kriziyle iç içe geçtiğini söyleyen Prof. Dr. Uğur Özgöker, terör örgütü yapılanmalarının hamisiz kaldığı bir döneme girildiğini belirtti. “Terörsüz Türkiye” ve “terörsüz bölge” vizyonuna her zamankinden daha yakın olunduğunu ifade eden Özgöker, güçlü merkezi yönetimlerin tesis edilmesinin bölgedeki tüm halkların huzuru için vazgeçilmez olduğunu savundu. Sömürgeci geçmişin kodlarıyla hareket edenlerin artık sahada bir karşılığı kalmadığını dile getirdi.
Sonuç olarak Prof. Dr. Uğur Özgöker, Ortadoğu’daki istikrarsızlık sarmalından çıkışın ancak yerel dinamiklerin ve güçlü devlet yapılarının korunmasıyla mümkün olacağını ifade etti. Türkiye’nin hem askeri kapasitesi hem de diplomatik ağırlığıyla yeni yüzyılda oyun kurucu rolünü pekiştireceğini kaydeden Özgöker, enerji yolları üzerindeki hakimiyetin ve milli savunma sanayindeki atılımların küresel çalkantılara karşı en büyük güvence olduğunu belirterek analizlerini tamamladı.
