Prof. Dr. Uğur Özgöker, katıldığı televizyon programında Orta Doğu’da 40 günü aşan ve dünyayı uçurumun kenarına getiren savaşın ardından başlayan “İslamabat Müzakereleri”ni ve barışın şifrelerini derinlemesine analiz etti. Özgöker, ABD Başkanı Donald Trump’ın daha önce savurduğu “medeniyeti yok etme” tehditlerinden çark ederek resmi müzakere masasına oturmasını, ABD’nin bölgedeki stratejik bir sıkışmışlığı ve onurlu bir çıkış arayışı olarak niteledi. Bu sürecin sadece askeri bir duraklama değil, aynı zamanda küresel sistemde Batı hegemonyasının sarsıldığı yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu vurguladı.

Siyasi aktörlerin motivasyonlarını yorumlayan Prof. Dr. Uğur Özgöker, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun müzakere masasında yer almadığı bir süreçten duyduğu rahatsızlığa dikkat çekti. Netanyahu’nun kendi siyasi bekası ve yargılanma korkusu nedeniyle Lübnan cephesini ateşleyerek barış zeminini sabote etmeye çalıştığını belirten Özgöker, Trump’ın “rejim değişikliği” hayalinin ise sahadaki İran halkının direnci karşısında bir illüzyona dönüştüğünü ifade etti. İran’ın 3.000 yıllık devlet geleneğiyle bu süreçten diplomatik bir zaferle çıktığını, ABD ve İsrail’in ise hedefledikleri “hızlı çöküş” senaryosunda başarısız olduklarını savundu.

Müzakerelerin merkezinde yer alan “Hürmüz Düğümü”ne özel bir vurgu yapan Prof. Dr. Uğur Özgöker, İran’ın bu stratejik su yolunu hem bir ekonomik silah hem de bir diplomatik koz olarak başarıyla kullandığını dile getirdi. Boğazın kontrolü ve geçiş ücreti tartışmalarının küresel enerji arz güvenliği için hayati önem taşıdığını hatırlatan Özgöker, Trump’ın “hürmüz kendiliğinden açılacak” söyleminin rasyonel bir karşılığı olmadığını, çözümün ancak İran’ın egemenlik haklarını gözeten bir uluslararası statüyle mümkün olabileceğini belirtti.

Diplomatik başarıda Pakistan ve Türkiye’nin rolüne işaret eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Genelkurmay Başkanı Asım Münir’in yürüttüğü mekik diplomasisinin tarafları masaya oturmaya ikna eden en önemli unsur olduğunu söyledi. Bu başarının arkasında Türkiye’nin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başından beri izlediği adalet odaklı, bölgesel iş birliğini savunan “İnsanlık İttifakı” vizyonunun yattığını vurgulayan Özgöker, Ankara’nın bölgedeki Şii-Sünni kutuplaşmasını engelleyen yegane dengeleyici güç olduğunu hatırlattı.

Askeri ve teknolojik zafiyetler üzerinden bir değerlendirme yapan Özgöker, ABD’nin bölgedeki hava üstünlüğünün ve “Demir Kubbe” efsanesinin bu savaşta ciddi yara aldığını belirtti. Rusya ve Çin’in teknolojik desteğiyle İran’ın geliştirdiği savunma kabiliyetinin küresel askeri prestijleri sarstığını ifade eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, bu krizin asıl kazananının konforlu bir alanda bekleyen Rusya olduğunu savundu. Savaşın maliyetinin tüm dünya tarafından ödendiğini, ancak stratejik kazanımların çok kutuplu bir dünyaya geçişi resmileştirdiğini dile getirdi.

Sonuç olarak Prof. Dr. Uğur Özgöker, Orta Doğu’daki bu kanlı sürecin ancak bölge ülkelerinin ortak iradesi ve emperyalist müdahalelerden arındırılmış rasyonel bir diplomasiyle kalıcı barışa evrilebileceğini belirtti. Türkiye’nin stratejik aklı ve barış vizyonunun bu kaotik dönemden çıkış için tek gerçekçi rehber olduğunu vurgulayan Özgöker, siyonist planların boşa çıkarılması için bölgesel dayanışmanın hayati önem taşıdığını ifade ederek analizini tamamladı.