Orta Doğu’da Çıkmaz Sokak: İslamabat Masası ve Hürmüz Düğümü
Prof. Dr. Uğur Özgöker, katıldığı televizyon programında Orta Doğu’da 50 günü geride bırakan savaşın ardından başlayan müzakere sürecini ve tarafların stratejik hamlelerini derinlemesine analiz etti. Programda, ABD ve İran heyetlerinin Pakistan’ın başkenti İslamabat’ta yürütmeye çalıştığı ancak krizlerle gölgelenen diplomatik süreci değerlendiren Prof. Dr. Uğur Özgöker, mevcut tablonun bir barıştan ziyade “güçlerin yeniden konumlanması” ve “zaman kazanma stratejisi” olduğunu belirtti. Özgöker, müzakerelerin önündeki en büyük engelin taraflar arasındaki derin güvensizlik ve karşılıklı ablukalar olduğunu vurguladı.
Siyasi aktörlerin performanslarını yorumlayan Prof. Dr. Uğur Özgöker, ABD Başkanı Donald Trump’ın aslında İran rejiminden ekonomik olarak beslendiğini, ancak İsrail Başbakanı Netanyahu’nun şantaj ve lobici baskıları sonucu bu çatışmaya sürüklendiğini savundu. Özgöker, Trump’ın “medeniyeti yok etme” tehditlerinden çark ederek süresiz bir ateşkes ilan etmesini, ABD’nin bölgedeki stratejik çıkmazından onurlu bir çıkış arama çabası olarak nitelendirdi. Öte yandan, İran’ın 3.000 yıllık kadim devlet geleneğiyle dış saldırılar karşısında halkını konsolide etmeyi başardığını ve sahadaki direnciyle masada elini güçlendirdiğini ifade etti.
Enerji güvenliği ve Hürmüz Boğazı konusuna özel bir vurgu yapan Prof. Dr. Uğur Özgöker, boğazın kapatılmasının küresel ekonomi üzerinde yarattığı tahribata dikkat çekti. İran’ın boğaz üzerinden talep ettiği geçiş ücretlerinin ve fiili kontrolün uluslararası deniz hukukuna aykırı olduğunu hatırlatan Özgöker, bu durumun küresel petrol fiyatlarını 200 dolar bandına taşıma potansiyeli taşıdığı uyarısında bulundu. Körfez ülkelerinin ABD’nin “güvenlik şemsiyesi”ne olan inancının sarsıldığını belirten Özgöker, bölgedeki sermaye akışının artık Türkiye gibi daha güvenli limanlara yöneldiğini dile getirdi.
İran içindeki güç dengeleri üzerine analizlerde bulunan Prof. Dr. Uğur Özgöker, “paralel devlet” olarak nitelediği Devrim Muhafızları’nın otonom hareketlerinin rasyonel diplomasiyi baltaladığını ifade etti. Özgöker, ekonomik ve siyasi gücü elinde tutan bu yapının, ülkenin demokratikleşmesi ve dış dünyayla sağlıklı ilişkiler kurması önündeki en büyük engel olduğunu savundu. Liderlik kademesinde yaşanan kayıplara rağmen sistemin ayakta kalmasının ABD ve İsrail’in “hızlı rejim değişikliği” planlarını boşa çıkardığını belirtti.
Diplomatik çözüm yollarında Türkiye ve Pakistan’ın üstlendiği arabuluculuk rollerine değinen Prof. Dr. Uğur Özgöker, Ankara’nın rasyonel devlet aklıyla bölgedeki Şii-Sünni kutuplaşmasını engelleyen tek güç olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yürüttüğü mekik diplomasisinin tarafları masada tutmayı başardığını belirten Özgöker, kalıcı bir barışın ancak bölge ülkelerinin ortak iradesi ve emperyalist müdahalelerden arındırılmış bir “İnsanlık İttifakı” ile mümkün olabileceğini savundu.
Son olarak Türkiye’de yaşanan helikopter kazası ve güncel gelişmelere de değinen Prof. Dr. Uğur Özgöker, Milli Savunma Bakanlığı’nın hızlı ve şeffaf bilgilendirmesinin önemine dikkat çekerek mürettebata geçmiş olsun dileklerini iletti. Özgöker, yeni dünya düzeninin bu kaotik dönemden çıkacak diplomatik başarılarla şekilleneceğini ve Türkiye’nin bu sürecin en kilit aktörü olmaya devam edeceğini belirterek analizini tamamladı.