Orta Doğu’da Diplomatik Düğüm ve Stratejik Hamleler: Bölgesel Güç Savaşları

Prof. Dr. Uğur Özgöker, katıldığı televizyon programında Orta Doğu’da 60 günü geride bırakan krizin geldiği son aşamayı, askeri yığınaklar ve diplomatik tıkanıklıklar ekseninde derinlemesine analiz etti. Savaşın geldiği noktayı değerlendiren Prof. Dr. Uğur Özgöker, ABD Başkanı Donald Trump’ın “ateşkesi uzatıyorum” söylemlerine rağmen bölgeye gönderilen üçüncü uçak gemisi ve amfibi çıkarma gruplarının sahadaki kararlılığın bir göstergesi olduğunu belirtti. Özgöker, Trump’ın barış ve savaş arasında gidip gelen çelişkili açıklamalarının, aslında iç siyasetteki sıkışmışlığını ve onurlu bir çıkış yolu arayışını yansıttığını savundu.

Siyasi aktörlerin motivasyonlarını yorumlayan Prof. Dr. Uğur Özgöker, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun kendi siyasi bekası ve hakkındaki yolsuzluk dosyaları nedeniyle savaşı tırmandırma yoluna gittiğini ifade etti. Netanyahu’nun ABD’yi stratejik bir çıkmaza sürüklediğini belirten Özgöker, bu sürecin sonunda asıl kaybedenin küresel hegemonyasını yitiren ABD olabileceği uyarısında bulundu. İsrail içindeki muhalefetin bu süreci “tarihin en büyük siyasi felaketi” olarak adlandırmasına dikkat çeken Özgöker, siyonist planların bölgeyi bir ateş çemberine çevirdiğini vurguladı.

İran’ın direnme kapasitesi ve toplumsal yapısı üzerine duran Prof. Dr. Uğur Özgöker, dış saldırılar karşısında 3.000 yıllık bir devlet geleneğine sahip olan İran halkının milli bir bilinçle kenetlendiğini belirtti. Rejim içindeki “şahinler” ve “pragmatistler” arasındaki güç mücadelesinin müzakerelerin seyrini etkilediğini ifade eden Özgöker, liderlik kademesinde yaşanan kayıplara rağmen sistemin ayakta kalmasının ABD ve İsrail’in “hızlı zafer” hesaplarını bozduğunu savundu. İran’ın askeri teknolojilerini geliştirerek ve Rusya-Çin desteğini arkasına alarak küresel askeri prestijleri sarstığını dile getirdi.

Hürmüz Boğazı üzerindeki hakimiyet mücadelesine özel bir parantez açan Prof. Dr. Uğur Özgöker, boğazın kontrolünün küresel enerji arzı için hayati önem taşıdığını hatırlattı. İran’ın boğaz üzerinden talep ettiği geçiş ücretlerinin ve fiili haraç benzeri uygulamaların uluslararası deniz hukukuna aykırı olduğunu belirten Özgöker, bu durumun küresel petrol fiyatlarını manipüle ederek Batı ve Asya ekonomileri üzerinde büyük bir baskı oluşturduğunu ifade etti. Körfez ülkelerinin de bu süreçte ABD’nin güvenlik şemsiyesine olan güveninin sarsıldığını ve alternatif güvenlik mimarileri arayışına girdiğini dile getirdi.

Diplomatik çözüm yolları ve Türkiye’nin rolü üzerine konuşan Prof. Dr. Uğur Özgöker, Ankara’nın rasyonel devlet aklıyla bölgedeki Şii-Sünni kutuplaşmasını engelleyen tek güç olduğunu savundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yürüttüğü mekik diplomasisinin ve Pakistan ile olan iş birliğinin barış için bir fırsat penceresi sunduğunu ifade eden Özgöker, kalıcı barışın ancak emperyalist müdahalelerden arındırılmış bölgesel bir ittifakla mümkün olabileceğini belirtti. Bu noktada İstanbul’un, tarihsel ve diplomatik bir merkez olarak barış görüşmelerinin tek gerçekçi adresi olduğunu hatırlattı.

Sonuç olarak Prof. Dr. Uğur Özgöker, Orta Doğu’daki bu kanlı sürecin askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini, aksine küresel bir felakete yol açabileceğini belirtti. Trump’ın bir “başarı hikayesi” yazmak için süreci uzatabileceği uyarısında bulunan Özgöker, bölge halklarının onurlu direnişinin ve akılcı diplomasinin eninde sonunda galip geleceğine olan inancını dile getirerek analizini tamamladı.