Hürmüz Keşm Adası’ndaki Gerilim ve Küresel Savaş Denklemi: Bölgesel Krizin Yeni Safhası
Prof. Dr. Uğur Özgöker, katıldığı televizyon programında Hürmüz Boğazı’nın stratejik noktalarından biri olan Keşm Adası ve çevresinde duyulan patlama sesleriyle tırmanan yeni gerilimi derinlemesine analiz etti. Bölgede asgari sükunetin bozulduğunu ve çatışma riskinin yeniden en üst seviyeye tırmandığını belirten Prof. Dr. Uğur Özgöker, bu patlamaların basit birer kaza ya da yerel sürtüşme olmadığını ifade etti. Özgöker, yaşanan bu son hareketliliğin, küresel enerji koridorlarının kalbine yönelik organize bir asimetrik operasyon veya “sahte bayrak” girişimi olma ihtimalini masaya yatırdı.
Müzakere süreçlerinin tıkandığı bir konjonktürde sahaya yansıyan bu sıcak gelişmeleri yorumlayan Prof. Dr. Uğur Özgöker, ABD Başkanı Donald Trump’ın diplomatik manevraları ile sahadaki askeri yığınakların niteliği arasındaki doğrusal ilişkiye dikkat çekti. Trump yönetiminin barışçıl retorikler kullansa bile arka planda baskıyı artırdığını belirten Özgöker, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun da kendi siyasi bekası ve içerideki sıkışmışlığı sebebiyle bu tarz bölgesel patlamaları ve tırmanışları el altından desteklediğini savundu. Bu durumun, küresel aktörleri istemedikleri bir deniz ve hava savaşı sarmalına çekebileceği uyarısında bulundu.
Hürmüz Boğazı ve Keşm Adası’nın küresel ticaret ile enerji arz güvenliği üzerindeki hayati pozisyonuna özel bir vurgu yapan Prof. Dr. Uğur Özgöker, bu kritik güzergâhta yaşanacak en ufak bir kilitlenmenin dünya ekonomisi üzerinde bir “enflasyonist tsunami” yaratacağını ifade etti. Uluslararası deniz hukukuna göre bu doğal su yollarının serbest seyrüsefere açık kalması gerektiğini hatırlatan Özgöker, İran’ın adalar ve boğaz çevresindeki “mozaik savunma” taktiklerini, hızlı saldırı botlarını ve akıllı mayın kartını masada tutarak Batı dünyasını rasyonel bir taviz sürecine zorlamaya çalıştığını dile getirdi.
İran’ın asimetrik savaş kapasitesi ve iç dinamikleri üzerine de duran Prof. Dr. Uğur Özgöker, kadim bir devlet geleneğine sahip olan Tahran yönetiminin doğrudan topyekûn bir savaştan kaçınsa da kendi egemenlik alanını ve limanlarını deniz ablukasına karşı koruma noktasında radikal kararlar alabileceğini belirtti. Keşm Adası gibi stratejik tahkimat alanlarında yaşanan bu tarz esrarengiz patlamaların, bölgedeki Şii milis güçleri ve vekil aktörler üzerinden Kızıldeniz ile Babil Mendep Boğazı’na kadar uzanabilecek çok cepheli bir misilleme dalgasını tetikleme riski barındırdığını savundu.
Türkiye’nin bölgedeki dengeleyici, proaktif ve sağduyulu rolüne işaret eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, Ankara’nın rasyonel devlet aklıyla bölgedeki mezhepsel ve hegemonik kutuplaşmaların önüne geçebilecek yegâne büyük güç olduğunu vurguladı. Türkiye’nin “Mavi Vatan” vizyonu ve dış politikadaki arabuluculuk tecrübesinin, Körfez’deki sivil ve ticari seyrüsefer güvenliğinin tesisi için de kritik bir referans noktası sunduğunu belirten Özgöker, kalıcı istikrarın emperyalist müdahalelerden uzak, bölge devletlerinin ortak iradesiyle kurulacak bir diyalog zeminiyle mümkün olabileceğini ifade etti.
Sonuç olarak Prof. Dr. Uğur Özgöker, Hürmüz Keşm Adası çevresinde tırmanan askeri gerilimin ve patlama seslerinin küresel petrol fiyatlarından tedarik zincirlerine kadar geniş bir alanda kırılmalara yol açabileceğini belirtti. Krizin askeri yöntemlerle çözülmesinin tüm taraflar için yıkıcı sonuçlar doğuracağını hatırlatan Özgöker, rasyonel diplomasinin ve uluslararası hukuka riayetin bu kaotik süreçten tek güvenli çıkış yolu olduğunu vurgulayarak analizini tamamladı.