Küresel güç dengelerinin kökten sarsıldığı ve tek kutuplu hegemonik sistemin yerini çok merkezli bir yapıya bıraktığı tarihi bir kırılma döneminden geçiyoruz. Prof. Dr. Uğur Özgöker, bu köklü dönüşümü ve uluslararası ilişkilerdeki yeni jeopolitik kodları derinlemesine masaya yatırıyor. Özgöker’e göre, Amerika Birleşik Devletleri ve müttefik blokunun küresel denetim mekanizmalarını koruma çabasına karşın, Doğu ve Avrasya ekseninde güçlü bir direnç mimarisi yükseliyor. Yaşanan bölgesel krizler ve askeri çatışmalar basit birer yerel sürtüşme olmaktan ziyade, aslında yeni dünya düzeninin kurulma sancılarını yansıtıyor.
Modern çatışma alanlarında artık geleneksel askeri yöntemlerin ötesine geçildiğini belirten Prof. Dr. Uğur Özgöker, siber harp, elektronik karartma ve asimetrik operasyonlerin belirleyici unsurlar haline geldiğini vurguluyor. Geleneksel savunma konseptlerini sarsan bu yeni nesil tehdit algısında, tarafların sahada kalıcı kazanımlar elde etmek veya stratejik üstünlüğü korumak adına maksimalist dayatmalarda bulunduğunu ifade ediyor. Ancak lojistik ve mali sınırların küresel güçleri eninde sonunda donmuş ihtilaf modellerini kabullenmeye zorladığını dile getiren Özgöker, kağıt üzerindeki harekat planlarının sahadaki asimetrik gerçekliklerle her zaman örtüşmediğinin altını çiziyor.
Uluslararası enerji sevkiyatının ve ticaret yollarının kalbi konumundaki deniz geçiş hatları ve boğazlar üzerinde yürütülen hakimiyet mücadelesi de bu yeni dönemin en kritik cephelerinden birini oluşturuyor. Prof. Dr. Uğur Özgöker, Hürmüz Boğazı ve çevresinde uygulanan sıkı abluka operasyonlarının küresel tedarik zincirleri üzerinde büyük bir felç riski doğurduğunu belirtiyor. Deniz hukukuna göre uluslararası geçişe açık kalması gereken doğal su yollarının askeri ve iktisadi birer silah olarak kullanılmasının dünya ekonomisinde enflasyonist dalgalanmalara yol açtığını hatırlatan Özgöker, tarafların rasyonel adımlar atmaması durumunda krizin tüm bölgeyi içine çeken bir girdaba dönüşebileceği uyarısında bulunuyor.
Büyük güçlerin dış politika retorikleri ile arka planda yürüttükleri psikolojik harp stratejileri arasındaki ilişkiyi deşifre eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, caydırıcı açıklamaların ve askeri yığınakların her zaman doğrudan bir sıcak çatışma amacı taşımadığını ifade ediyor. Bu hamlelerin çoğunlukla müzakere masasında daha fazla taviz koparma gayesine hizmet ettiğini belirten Özgöker, emperyalist odakların bölge yönetimlerini içeriden zayıflatmak için her yolu denediğini söylüyor. Buna karşın, kadim devlet geleneklerine ve köklü toplumsal yapılara sahip olan ülkelerin dışarıdan dayatılan bu tarz senaryolara karşı direnç göstererek teslimiyetçi politikalardan uzak durduğunu vurguluyor.
Tüm bu küresel karmaşanın ortasında Türkiye’nin bağımsız, proaktif ve çok yönlü diplomasi vizyonu bölgesel istikrarın korunmasında vazgeçilmez bir emniyet supabı olarak öne çıkıyor. Prof. Dr. Uğur Özgöker, Ankara’nın kıtalar ve bloklar arasında başarıyla uyguladığı sarkaç ülke refleksinin, savunma sanayiindeki yerli ve milli şahlanışın getirdiği caydırıcı güçle masada perçinlendiğini savunuyor. Kıtaları aşan yerli teknolojilerin ve rasyonel devlet aklının Türkiye’yi hak ettiği küresel konuma taşıyacağını belirten Özgöker, çok kutuplu yeni dünya düzeninde duygusal söylemlerin yerine dengeli ittifak modellerinin galip geleceğini ifade ederek analizlerini tamamlıyor.