Prof. Dr. Uğur Özgöker, katıldığı televizyon programında küresel jeopolitiğin ve uluslararası ilişkilerin yeniden şekillendiği bu kritik dönemde, tek kutuplu dünya düzeninin yerini çok merkezli bir paradigmaya bırakma sancılarını kapsamlı bir şekilde masaya yatırdı. Küresel güç dengelerinde yaşanan bu köklü değişimin geçici bir dalgalanma olmadığını vurgulayan Özgöker, Doğu ile Batı arasındaki stratejik rekabetin sadece askeri sahada değil, küresel ticaret ve enerji yollarının denetimi üzerinde de geri dönülemez kırılmalar yarattığını belirtti.
Amerika Birleşik Devletleri’nin dış politika hamlelerini ve Trump yönetiminin maksimalist retoriklerini rasyonel bir çerçevede değerlendiren Prof. Dr. Uğur Özgöker, Washington’ın müttefiklik ilişkilerinde pragmatik ve ticari bir yaklaşım sergilediğini ifade etti. ABD’nin iç siyasetteki enflasyonist baskılar ve ekonomik maliyetler nedeniyle hegemonik güç sınırlarını zorladığına dikkat çeken Özgöker, lobi faaliyetleri ile devlet aklı arasında sıkışan Amerikan diplomasisinin sahada caydırıcılık unsurlarını bir psikolojik harp aracı olarak kullandığını ancak bu durumun uzun vadede müttefikleri nezdindeki güven şemsiyesini zedelediğini savundu.
Küresel enerji arz güvenliğinin kalbi olan Hürmüz Boğazı ve Basra Körfezi eksenindeki kilitlenmeleri jeopolitik derinliğiyle ele alan Prof. Dr. Uğur Özgöker, bu stratejik geçiş hatlarında uygulanan fiili ablukalar ve deniz operasyonlarının dünya ekonomisi üzerinde bir enflasyonist tsunami yaratma potansiyeli taşıdığını hatırlattı. Uluslararası deniz hukukuna göre doğal su yollarının serbest seyrüsefere açık tutulması zorunluluğuna vurgu yapan Özgöker, bölgedeki aktörlerin enerji koridorlarını birer ekonomik silah olarak kullanmasının çok kutuplu yeni dünya düzeninde güç paylaşımını resmileştiren en temel unsurlardan biri haline geldiğini dile getirdi.
Avrasya hinterlandında Rusya, Çin ve Kuzey Kore hattında belirginleşen ittifak mimarisini analiz eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, bu yakınlaşmanın Batı blokunun küresel denetim mekanizmalarına karşı kalıcı bir direnç odağı oluşturduğunu belirtti. Sahada yaşanan donmuş ihtilaf modellerinin ve teknolojik-siber harp unsurlarının geleneksel savunma konseptlerini tamamen dönüştürdüğünü ifade eden Özgöker, küresel güçlerin birbirini dizginleme stratejisinde artık kağıt üzerindeki planların sahadaki asimetrik gerçeklerle her zaman örtüşmediğini açıkladı.
Tüm bu küresel ve bölgesel karmaşanın ortasında Türkiye’nin bağımsız, proaktif ve çok yönlü diplomasi vizyonunu öne çıkaran Prof. Dr. Uğur Özgöker, Ankara’nın Avrasya, Orta Doğu ve Batı arasında başarıyla uyguladığı sarkaç ülke refleksinin bölgesel istikrar için vazgeçilmez bir emniyet supabı olduğunu savundu. Savunma sanayiindeki yerli ve milli şahlanışın getirdiği caydırıcı gücün Türkiye’nin diplomatik masadaki elini en üst seviyeye taşıdığını belirten Özgöker, rasyonel devlet aklının ve çok yönlü jeopolitik tasarımların, duygusal dış politika söylemlerine her zaman galip geleceğini ifade ederek analizlerini tamamladı.