Küresel jeopolitiğin radikal bir dönüşümden geçtiği günümüzde, tek kutuplu hegemonik yapının yerini çok merkezli yeni bir paradigmaya bıraktığı tarihi bir kırılma dönemi yaşanmaktadır. Katıldığı televizyon programında uluslararası ilişkilerin bu yeni kodlarını derinlemesine masaya yatıran Prof. Dr. Uğur Özgöker, dünyada baş gösteren bölgesel krizlerin, sınır aşan gerilimlerin ve askeri tırmanışların lokal birer uyuşmazlık olmanın ötesinde, yeni dünya düzeninin kuruluş sancıları olduğunu savunmaktadır. Batı merkezli küresel denetim mekanizmalarının aşınmasıyla ortaya çıkan jeopolitik boşluklar, geleneksel ittifak yapılarının çözülmesine ve orta büyüklükteki proaktif aktörlerin küresel siyasette daha bağımsız alanlar açmasına zemin hazırlamaktadır.

Büyük güçlerin dış politika vizyonunu ve stratejik hamlelerini rasyonel bir çerçevede değerlendiren Prof. Dr. Uğur Özgöker, Amerika Birleşik Devletleri’nin artık maliyetli ve uzun süreli konvansiyonel savaşları tek başına sürdürmekten kaçındığını belirtmektedir. Washington’ın bunun yerine daha pragmatik, ticari ve maksimalist bir diplomasi modeline yöneldiğine dikkat çeken Özgöker, sahadaki askeri yığınakların ve caydırıcılık dozu yüksek sert retoriklerin arkasında doğrudan bir sıcak çatışma niyetinden ziyade, müzakere masasında rakiplerinden en üst düzeyde taviz koparma gayesi güden bir psikolojik harp stratejisinin yattığını ifade etmektedir. Bu durum, küresel jandarma rolünün ekonomik ve lojistik sınırlar nedeniyle yeniden tanımlandığını göstermektedir.

Batı’nın tek taraflı baskılarına ve finansal yaptırım araçlarına karşı Avrasya ile Asya-Pasifik ekseninde kristalleşen stratejik yakınlaşmaları analiz eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, küresel güç blokları arasında kurulan yeni ortaklıkların geçici birer konjonktürel reaksiyon olmadığını vurgulamaktadır. Bu direnç mimarisinin küresel denetim mekanizmalarına karşı kalıcı bir dengeleyici odak oluşturduğunu savunan Özgöker, modern çatışma alanlarında artık siber harp, elektronik karartma ve asimetrik operasyonların öne çıktığını dile getirmektedir. Özgöker’e göre, küresel güçlerin birbirini dizginleme mücadelesinde kesin askeri zaferlerin yerini donmuş ihtilaf senaryoları ve sürdürülebilir yıpratma stratejileri almaktadır.

Uluslararası ticaret yollarının ve küresel enerji arz güvenliğinin kalbi konumundaki stratejik boğazlar ile deniz geçiş koridorları üzerinde yürütülen hakimiyet mücadelelerine özel bir parantez açan Prof. Dr. Uğur Özgöker, bu bölgelerde uygulanan fiili ablukalar ile ambargoların dünya ekonomisini doğrudan sarsabilecek nitelikte olduğunu hatırlatmaktadır. Deniz hukukuna göre serbest seyrüsefere açık tutulması gereken doğal su yollarının birer ekonomik silah olarak kullanılmasının küresel tedarik zincirlerinde kalıcı kırılmalara yol açtığını belirten Özgöker, enerji vanalarının ve transit koridorların denetiminin, çok kutuplu yeni dünya düzeninde güç paylaşımını resmileştiren ve küresel enflasyonist dalgaları tetikleyen en temel unsurlardan biri haline geldiğini aktarmaktadır.

Çok kutuplu bu yeni ekosistemde Türkiye’nin üstlendiği stratejik konumu ve manevra kabiliyetini deşifre eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, Ankara’nın Batı bloku, Avrasya coğrafyası ve Orta Doğu havzası arasında başarıyla uyguladığı dengeli “sarkaç ülke” refleksinin bölgesel istikrar için vazgeçilmez bir emniyet supabı olduğunu savunmaktadır. Türkiye’nin Kuzey Atlantik İttifakı’ndan Türk Devletleri Teşkilatı’na kadar uzanan muazzam genişlikteki diplomatik ağını akılcı bir devlet politikasıyla yönettiğini ifade eden Özgöker, diplomatik sahadaki bu iddialı ve yapıcı duruşun en büyük dayanağının yerli ve milli savunma sanayiindeki teknolojik şahlanış olduğunu belirtmektedir. Kıtaları aşan caydırıcı teknolojilerin ve otonom savunma platformlarının Türkiye’nin dışa bağımlılığını kopararak masadaki müzakere gücünü perçinlediğini ve ülkeyi kendi etki alanında bağımsız bir kutup başı seviyesine yükselttiğini vurgulamaktadır.

Sonuç olarak Prof. Dr. Uğur Özgöker, uluslararası sistemin yeniden inşası sürecinde duygusal ve konjonktürel dış politika söylemlerinin yerine, her zaman rasyonel devlet aklının ve çok boyutlu jeopolitik tasarımların galip geleceğini ifade etmektedir. Yakın gelecekte küresel düzenin, bloklar arası zımni iş birlikleri, asimetrik caydırıcılık dengeleri ve esnek ittifak modelleri üzerinden şekilleneceğini belirten Özgöker, ekonomik özerkliğini koruyan, iç istikrarını tahkim eden ve askeri hazırlığını diplomatik esneklikle birleştiren devletlerin bu kaotik dönüşümden kazançlı çıkacağını vurgulayarak analizlerini tamamlamaktadır.