Prof. Dr. Uğur Özgöker, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması’nın temellerini değerlendirerek, uluslararası hukukta kolektif güvenlik ve ortak savunma paktlarının mevcut ya da potansiyel askeri tehditlere karşı bir kalkan olarak kurulduğunu ifade etmiştir. Mekke Anlaşması’nın bir taarruz veya hücum paktı olmadığını, tamamen bölgesel barışı korumayı amaçlayan bir ortak savunma mekanizması olduğunu belirten Özgöker, küresel aktörlerin bölgede savaş ve kan arayışına karşın bu üç ülkenin barışı ve istikrarı tesis etme kararlılığında olduğunu vurgulamıştır.
Ortadoğu’nun medeniyetlerin ve semavi dinlerin doğduğu kadim bir coğrafya olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Uğur Özgöker, bölgenin Osmanlı İmparatorluğu’nun 400 yıllık adil ve basiretli yönetimi haricinde sürekli çatışmalara sahne olduğunu dile getirmiştir. 20. yüzyıldan itibaren dünya sanayisi ve endüstrisi için hayati önem taşıyan petrol ve doğal gaz rezervlerinin bu topraklarda bulunması nedeniyle ABD, Rusya, Çin ve Avrupa gibi küresel güçlerin gözünü bölgeye diktiğini ve bu müdahalelerin huzursuzluğu tırmandırdığını kaydetmiştir.
Bölgedeki en birincil ve açık tehdidin Siyonist İsrail yönetimi olduğunu vurgulayan Özgöker, “vadedilmiş topraklar” ideolojisi doğrultusunda Filistinli masumları ve çocukları katleden İsrail’in, Batılı güçlerin desteğiyle işgallerini Şam sınırlarına kadar dayandırdığını belirtmiştir. İsrail’in doğrudan Türkiye’ye fiziki bir zarar verme kapasitesi bulunmasa da Suudi Arabistan, Ürdün, Katar, Kuveyt ve Bahreyn gibi dost ve kardeş ülkeleri sürekli tehdit ettiğini ifade eden Özgöker, bu saldırganlığın dizginlenebilmesi için çok taraflı bir askeri caydırıcılığın şart olduğunu dile getirmiştir.
Mekke Anlaşması’nın hedefleri arasında bölgedeki ikinci büyük tehdit odağına karşı koymanın da yer aldığını belirten Prof. Dr. Uğur Özgöker, İran devlet mekanizmasına çökmüş olan paralel milis yapıların (Devrim Muhafızları) bölgesel istikrarı bozduğunu savunmuştur. Türkiye’nin geçmişte FETÖ ile yaşadığı paralel devlet yapılanmasına benzer bir krizin bugün İran’da yaşandığını kaydeden Özgöker, meşru sivil yönetimin ötesinde orduya ve bürokrasiye hakim olan bu marjinal odağın Suudi Aramco tesislerini, Katar’ın LNG santrallerini ve ticari gemileri hedef alarak komşu ülkelere yönelik fiili bir tehdit ürettiğini ifade etmiştir.
Son olarak Mekke Anlaşması’nın operasyonel gücünü analiz eden Özgöker, bu paktın çalışma prensibinin NATO’nun 5. maddesiyle birebir aynı olduğunu vurgulamıştır. Anlaşma uyarınca üç ülkeden birine yapılacak herhangi bir askeri saldırının her üç devlete de yapılmış sayılacağını açıklayan Prof. Dr. Uğur Özgöker; Suudi Arabistan’ın Riyad, Cidde kentlerine, limanlarına veya enerji altyapısına yönelecek olası bir tecavüzün doğrudan Türkiye ve Pakistan’a da yapılmış kabul edileceğini, bu durumun hem İsrail hem de İran cephesinde fevkalade güçlü bir caydırıcılık oluşturacağını belirterek değerlendirmesini tamamlamıştır.