Prof. Dr. Uğur Özgöker, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz havzasında tırmanan gerilimleri değerlendirirken, İsrail yönetiminin küresel ve bölgesel ölçekte çekindiği yegâne aktörün Türkiye olduğunu vurguladı. Batılı başkentlerin koşulsuz desteğini arkasına alan Tel Aviv’in “Arz-ı Mev’ud” hayalleri doğrultusunda sınırlarını genişletme çabasında olduğunu belirten Özgöker; İsrail Genelkurmay Başkanlığı tarafından orduya verilen habersiz tatbikat emrini, ülkenin 1948, 1967 ve özellikle 1973 Yom Kippur savaşlarında yaşadığı ani baskın travmalarının bir refleksi olarak niteledi. İran füzelerinin Demir Kubbe savunma sistemini delme oranının son çatışmalarda yüzde 15-20 seviyelerine çıkmasının da İsrail’in güvenlik kaygılarını derinleştirdiğini kaydetti.

Bölgesel ittifaklar ekseninde Türkiye, nükleer güç Pakistan ve askeri/finansal imkânları yüksek Suudi Arabistan arasında tesis edilen Mekke Savunma İttifakı’na dikkat çeken Prof. Dr. Uğur Özgöker, bu paktın İsrail’de ciddi bir panik yarattığını ifade etti. Bu stratejik hamleye karşılık İsrail’in Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan ile bir karşı cephe kurmaya çalıştığını belirten Özgöker; Türkiye’nin askeri kapasitesi ve caydırıcılığı karşısında Atina ve Rum yönetiminin desteğine dayanan girişimlerin sahada hiçbir pratik karşılığının bulunmadığını dile getirdi.

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in “kritik an yaklaşıyor, fırtına bulutları toplanıyor” yönündeki çıkışını analiz eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, bu ifadelerin Atina’nın Türkiye ile askeri bir çatışmayı artık kaçınılmaz gördüğünün işareti olduğunu belirtti. Yaklaşık 30 yıldır akademik alanda anlattığı üzere; Batı Trakya, Ege adalarının silahlandırılması, aidiyeti tartışmalı formasyonlar ve Meis Adası üzerinden Türkiye’yi dar kıyılara hapsetme çabalarının diplomasi yoluyla çözülemediğini hatırlatan Özgöker, gelinen aşamada mevcut uyuşmazlıkların ancak sahada nihai bir hesaplaşmayla neticelenebileceğini söyledi.

Yunanistan’ın 300 milyar euroyu aşan borç yüküne rağmen İsrail’den milyarlarca dolarlık yeni silah sistemleri tedarik etmeye girişmesini değerlendiren Prof. Dr. Özgöker, komşu ülkede “Türk tehdidi” paranoyasının artık seçim dönemlerini aşıp 12 aya yayılan kronik bir propagandaya dönüştüğünü kaydetti. Türkiye’nin 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında uçak lastiği dahi temin edemezken maruz kaldığı ambargolar sayesinde Petlas, ASELSAN, HAVELSAN ve ROKETSAN gibi savunma devlerini kurduğunu hatırlatan Özgöker; bugün dünyanın dokuzuncu büyük savunma sanayii ihracatçısı haline gelen Türkiye karşısında Yunanistan’ın dışa bağımlı silahlanma adımlarının caydırıcı olamayacağını vurguladı.

İsrail ordusunun Suriye’nin güneyinde, Dera ve Süveyda hatlarında askeri üsler ve garnizonlar kurarak ilerlemesine de değinen Prof. Dr. Uğur Özgöker, Tel Aviv’in geçmişte Batı Şeria’da izlediği halkı göçe zorlayıp yerleşimcileri yerleştirme taktiğini burada da sürdürdüğünü ifade etti. Dürziler ve yerel unsurların piyon olarak kullanılarak Akdeniz’e uzanacak bir “Davut Koridoru” ve terör hattı oluşturulmak istendiğini belirten Özgöker; Rusya’nın Ukrayna savaşı zayiatları sebebiyle Tartus ve Hmeymim’deki askeri gücünü zayıflatmasını fırsat bilen İsrail’in bu planlarının önündeki tek fiilî engelin Türkiye olduğunu belirtti.