Prof. Dr. Uğur Özgöker, küresel krizlerin seyrinde ABD ve İsrail’deki iç siyasi takvimler ile enerji piyasalarındaki hareketliliğin belirleyici olduğunu ifade etti. Washington yönetiminin Ukrayna dosyasını bir an önce kapatmak istediğini belirten Özgöker; Joe Biden döneminde Ukrayna’ya yaklaşık 300 milyar dolarlık muazzam bir mali destek sağlandığını, ancak Donald Trump’ın Beyaz Saray’da Volodimir Zelenskiy’i açıkça uyararak artık yeni bir yardım verilmeyeceğini bildirdiğini aktardı.
Ukrayna ile Rusya arasındaki ateşkes ve müzakere zeminine değinen Prof. Dr. Uğur Özgöker, basına yansıyan Grönland temaslarında fiilî bir paylaşım formülünün konuşulduğunu dile getirdi. Bu taslakta Ukrayna’nın yer altındaki zengin maden ve mineral kaynaklarının ABD kontrolüne bırakılması, sahada üstünlüğü ele geçirerek ilerleyişini sürdüren Rusya’ya ise yer üstündeki toprak hâkimiyetinin tanınması modelinin yer aldığını belirten Özgöker, diplomatik trafiğin bu eksende şekillendiğini kaydetti.
Ukrayna’nın demografik ve fiziki yıkımına dikkat çeken Prof. Dr. Özgöker, Zelenskiy yönetiminin masaya oturmaktan başka bir çıkar yolunun bulunmadığını, aksi halde egemen bir Ukrayna devletinin varlığını koruyamayacağını vurguladı. Avrupa Birliği 300 milyar değil 3 trilyon dolar dahi kaynak aktarsa ülkenin 20 yıl boyunca savaş öncesi durumuna dönemeyeceğini belirten Özgöker; Sovyetler Birliği’nin dağıldığı 1991 yılında 52 milyon olan Ukrayna nüfusunun, yoğun göç dalgaları ve savaş kayıpları sebebiyle yüzde 40 oranında eriyerek 28 milyona kadar gerilediğini ve Avrupa ülkelerine sığınan vatandaşların büyük kısmının geri dönmeyeceğini söyledi.
Hürmüz Boğazı ve Basra Körfezi’ndeki gerilimin küresel enerji dengelerine etkisini değerlendiren Prof. Dr. Uğur Özgöker, artan petrol fiyatlarının ve boğazdaki kısıtlamaların ABD’nin aleyhine değil, tam aksine lehine işlediğini kaydetti. Kaya gazı, Alaska ve Teksas rezervlerinin yanı sıra Venezuela petrollerine de erişen ABD’nin dünyanın lider enerji ihracatçısı olduğunu hatırlatan Özgöker; Hürmüz’ün kapalı kalmasının Avrupa, Çin ve Güney Kore’yi Amerikan enerjisine mecbur bıraktığını, asıl büyük zararı ise Katar LNG ve Suudi Aramco tesisleri vurulan ve Dubai ile Abu Dabi’den 300 milyar dolarlık sermaye kaçışı yaşayan Körfez ülkelerinin gördüğünü belirtti.
İran’ın sahip olduğu doğal gaz, petrol, nüfus ve coğrafi avantaja rağmen uygulanan kötü yönetim neticesinde millî gelirinin 280 milyar dolara kadar gerilediğini ve Türkiye’nin ekonomik büyüklük açısından komşusunu altıya katladığını ifade eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, 93 milyonluk halkın desteğini yitiren Devrim Muhafızları’nın kendi varlıklarını konsolide edebilmek için çatışmayı sürdürme gayretinde olduğunu söyledi. Bölgedeki savaş ortamının devamından çıkar sağlayan iki temel aktörün Binyamin Netanyahu ile İran’daki Devrim Muhafızları kanadı olduğunu vurgulayan Özgöker; halk desteği tükenen Netanyahu’nun ayrılışıyla birlikte çatışmaların son bulacağını ve İran’da da bu radikal kesimin tasfiye sürecine gireceğini ifade etti.