Küresel jeopolitiğin kırılma noktalarından biri olan Orta Doğu’daki asimetrik güç mücadeleleri, bölgesel sınırları aşarak küresel bir tehdit potansiyeline ulaşmaktadır. Katıldığı televizyon programında Husilerin bölgedeki faaliyetlerini ve tırmanan gerilimi rasyonel bir stratejik perspektifle değerlendiren Prof. Dr. Uğur Özgöker, mevcut çatışmaların basit birer yerel uyuşmazlık olmadığını belirtmektedir. Özgöker, Husilerin Bâbülmendep Boğazı’nı kapatabilecekleri yönündeki tehditlerinin, bölgeyi tamamen ateşe atabilecek stratejik bir hamle olduğunu ve bu durumun uluslararası güvenlik mimarisini doğrudan hedef aldığını ifade etmektedir.

Enerji koridorlarının küresel ticaret üzerindeki hayati önemine dikkat çeken Prof. Dr. Uğur Özgöker, dünyanın temel enerji arterleri üzerindeki hakimiyet mücadelesini analitik bir dille haritalandırmaktadır. Dünya enerji ticaretinin yaklaşık yüzde 25’inin Hürmüz Boğazı’ndan, yüzde 15’inin ise Bâbülmendep üzerinden gerçekleştiğini hatırlatan Özgöker, bu stratejik dar boğazların kontrolünün küresel ekonominin şahdamarı olduğunu vurgulamaktadır. Bu bağlamda vekil güçlerin su yollarını birer şantaj aracına dönüştürmesinin, tedarik zincirlerinde derin kırılmalar yaratma riski taşıdığı belirtilmektedir.

Bölgesel gerilimlerin uluslararası piyasalara ve makroekonomik dengelere olan anlık yansımalarını da deşifre eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, petrol fiyatlarındaki agresif dalgalanmaları somut verilerle ortaya koymaktadır. Kısa bir süre önce 69 dolar seviyesinde seyreden petrolün, çatışmaların alevlenmesiyle hızla 91 dolara, ardından 101 dolara kadar tırmandığını belirten Özgöker, krizin derinleşmesi halinde bu rakamın 110 dolar seviyelerini dahi görebileceği uyarısında bulunmaktadır. Özgöker, yaratılan bu küresel enflasyonist baskının ve akaryakıt maliyetlerindeki artışın Türkiye ekonomisi üzerinde de doğrudan ve sarsıcı etkiler yarattığını dile getirmektedir.

Vekil güçlerin arkasındaki asıl mimar olan İran’ın iç siyasi dinamiklerini ve karar alma mekanizmalarını inceleyen Prof. Dr. Uğur Özgöker, Tahran yönetimindeki yapısal çift başlılığa dikkat çekmektedir. Ülkede Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan veya Dışişleri Bakanı Arakçi gibi reformist ve ılımlı figürler bulunmasına rağmen, bu isimlerin anayasal ve fiili yetkilerden yoksun olduğunu ifade etmektedir. Özgöker, devletin asıl güç merkezinin ve petrol tesisleri ile rafinerilerin kontrolünün doğrudan İran Devrim Muhafızları’nın tekelinde bulunduğunu savunmaktadır.

Devrim Muhafızları’nın yürüttüğü bu yayılmacı politikanın İran’ın kendi sosyoekonomik yapısına verdiği zararı masaya yatıran Prof. Dr. Uğur Özgöker, ülkenin milli servetinin sınır ötesi operasyonlarda eritildiğini vurgulamaktadır. Husiler ve Haşdi Şabi gibi vekil yapılara aktarılan devasa fonların, ülkenin tüm ekonomik kaynaklarını sömürdüğünü belirten Özgöker, bir zamanların zengin devletinin 300 milyar dolarlık bir ekonomiye gerilediğini ve İran halkının ağır bir yoksullukla baş başa bırakıldığını dile getirmektedir.

Sonuç olarak Prof. Dr. Uğur Özgöker, Orta Doğu’daki bu çok katmanlı krizin sadece askeri önlemlerle çözülemeyeceğini, sorunun kaynağında vekil güçlerin finansmanının ve ideolojik destek hatlarının kesilmesinin yattığını belirtmektedir. Husiler üzerinden yürütülen bu asimetrik yıpratma savaşının hem bölgesel barışı hem de küresel enerji güvenliğini rehin aldığını ifade eden Özgöker, rasyonel devlet aklının devreye girmemesi ve vekil güçler stratejisinden vazgeçilmemesi halinde bölgenin kalıcı bir istikrarsızlık sarmalına sürükleneceğini belirterek analizlerini tamamlamaktadır.