Prof. Dr. Uğur Özgöker, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Şam temasları ve mevkidaşı Esat Hasan Şeybani ile yaptığı ortak açıklamalar ekseninde Suriye meselesinin yüz yıllık tarihsel arka planını ele aldı. Birinci Dünya Savaşı dönemindeki Sykes-Picot paylaşımına ve İngiliz temsilci McMahon ile Şerif Hüseyin arasındaki mektuplaşmalara işaret eden Özgöker; Osmanlı’ya karşı vaatlerle kandırılan hanedanın çocuklarının Suriye ve Irak tahtlarına oturtulup ardından Fransızlar ve İngilizler tarafından sınırların keyfi biçimde yeniden çizildiğini, Michel Eflak tarafından kurulan Baas ideolojisinin de bu yapay ve baskıcı düzenin bir ürünü olduğunu ifade etti.

Suriye’de 8 Aralık 2024’te sona eren 60 yıllık Baas düzenini tahlil eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, bu yapının yüzde 7’lik bir azınlığa dayanarak toplumun yüzde 90’ını tahakküm altında tutan bir diktatörlük rejimi olduğunu belirtti. Rejimin geçmişte Sovyetler Birliği ve Rusya Federasyonu tarafından ideolojik ve askeri olarak, İran tarafından ise mezhepsel saiklerle korunduğunu hatırlatan Özgöker; 7 Aralık gecesi dahi Esad’ın sarayını İran Devrim Muhafızları’nın savunduğunu, nihayetinde diktatörün kaçtığını ve yeni Şam idaresinin halkın ezici çoğunluğuna ve bölgenin meşru dinamiklerine dayanan bir zemin kazandığını vurguladı.

Türkiye’nin bölgesel güvenliğini koruma refleksine değinen Prof. Dr. Özgöker, 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından devlet organlarına sızmış FETÖ yapılanmasının hızla temizlendiğini ve sadece üç hafta sonra ABD, Rusya ve İran’ın açık itirazlarına rağmen Fırat Kalkanı Harekâtı’nın başlatıldığını kaydetti. Ankara’nın bu askeri kararlılıkla sınırındaki terör koridoru projesini yıktığını belirten Özgöker; bugün ise Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ziyareti ve Cumhurbaşkanı düzeyindeki temas hazırlıklarıyla Suriye’nin karayolları, demiryolları ve boru hatları aracılığıyla Türkiye üzerinden Avrupa’ya entegre edilme sürecinin hayati bir diplomatik kazanım olduğunu dile getirdi.

İsrail yönetiminin bölgedeki yayılmacı emellerini ve “Arz-ı Mev’ud” saplantısını analiz eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, Tel Aviv’in Filistin devletinin kurulmasını engellemenin yanı sıra çevresindeki Müslüman ülkelerin istikrara kavuşmasını önlemeyi ana doktrin edindiğini söyledi. Suriye’deki geçiş sürecini sabote etmek amacıyla Şam’ın 12 kilometre yakınına kadar sokulan ve askeri üsleri vuran İsrail’in “Türkiye’nin Suriye’nin güneyine inmesini istemiyoruz” şeklindeki çıkışına sert tepki gösteren Özgöker, bağımsız bir ülkenin egemenlik haklarına ve Türkiye’nin meşru adımlarına müdahale etme hakkının hiçbir aktörde olamayacağını, bu pervasızlığa sahada dur diyebilecek tek gücün Türkiye olduğunu ifade etti.

Doğu Akdeniz’deki son gelişmeleri ve Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in Meis Adası ziyaretini değerlendiren Prof. Dr. Uğur Özgöker, Atina’nın Sevilla Haritası üzerinden kurguladığı maksimalist talepleri eleştirdi. Türkiye ana karasına sadece iki kilometre uzaklıkta bulunan 12 kilometrekarelik minik bir ada üzerinden 40 katı büyüklükte (500 kilometrekare) deniz yetki alanı koparmaya çalışmanın uluslararası deniz hukukunda ve hakkaniyet ilkelerinde hiçbir yerinin olmadığını belirten Özgöker, Türkiye’nin deniz yetki alanları ve Mavi Vatan stratejisiyle bu haksız kuşatmayı kesin bir biçimde hükümsüz kıldığını kaydetti.

Programın kapanışında Kıbrıs Barış Harekâtı’na dönük haksız ithamlara ve işgal söylemlerine açıklık getiren Prof. Dr. Uğur Özgöker, 20 Temmuz 1974 harekâtının uluslararası hukuka tam uyum içinde icra edilmiş meşru bir müdahale olduğunu hatırlattı. Kıbrıs’ın bağımsız bir cumhuriyet olarak kurulduğunu ve 1960 Garanti ile İttifak Antlaşmaları kapsamında Türkiye, İngiltere ve Yunanistan’ın adanın bağımsızlığı ve güvenliği tehdit altına girdiğinde müdahale hakkına sahip olduğunu belirten Özgöker, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin adadaki anayasal düzeni ve soydaşlarının can güvenliğini korumak adına meşru garantörlük hakkını kullandığının altını çizdi.