Prof. Dr. Uğur Özgöker, Yemen’de Husilerin Babülmendep Boğazı girişini kontrol altında tutarak Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştırmasını değerlendirdi. Yemen’de Birleşmiş Milletler’in tanıdığı Aden hükümeti, Birleşik Arap Emirlikleri destekli unsurlar ve Şia eksenli Husi yönetimi olmak üzere parçalı bir yapının varlığına dikkat çeken Özgöker; Hürmüz Boğazı’nın ardından Babülmendep ve 1200 kilometrelik Doğu-Batı boru hattının vurulmasıyla Suudi Arabistan’ın petrol ihracatının fiilen felç edildiğini belirtti. Riyad yönetiminin bu sıkışmışlığa karşı Türkiye ve Pakistan ile kurduğu Mekke Savunma İttifakı ile güvenlik alanı oluşturmaya çalıştığını aktaran Özgöker; ABD ve İsrail’in ise Suud yönetimini köşeye sıkıştırarak İbrahim Anlaşmaları’na mecbur bırakmayı hedeflediğini kaydetti.

Avrupa ülkelerinin savaş alarmına geçmesini ve Rusya ile olası çatışma senaryolarını 1933-1939 dönemiyle karşılaştıran Prof. Dr. Uğur Özgöker, İkinci Dünya Savaşı defterinin tarihsel olarak henüz kapanmadığını vurguladı. Almanya’nın 80 yıl sonra 127 milyar euroluk bütçeyle İkinci Dünya Savaşı’nın, Rusya’nın ise 1990 sonrasında kaybettiği Doğu Bloku coğrafyası üzerinden Soğuk Savaş’ın rövanşına hazırlandığını belirten Özgöker; çatışmanın asıl patlak verme noktasının Belarus ile Kaliningrad arasındaki 120 kilometrelik koridor ve Baltık hattı olacağını dile getirdi. Kuzey Avrupa Ovası’nın zırhlı birlik harekâtına elverişli yapısı sebebiyle Polonya’nın yeniden ana cephe haline gelebileceğini ifade eden Özgöker, Batı medyasının psikolojik harp yöntemleriyle halkları savaşa ikna etmeye çalıştığını söyledi.

Ukrayna sahasında ABD ile Rusya arasında fiilî bir mutabakat zemininin işletildiğini ifade eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, Washington’ın yer altındaki zengin kritik madenleri aldığını, Moskova’nın ise Kırım ve Donbas hattındaki toprak kazanımlarını resmileştirmeye odaklandığını belirtti. Avrupa başkentlerinin Ukrayna’yı korumaktan ziyade Rusya’nın sahada zayiat vererek yıpranmasını amaçladığını dile getiren Özgöker; olası bir Rusya-Avrupa çatışmasında NATO’nun 5. maddesi işletilmek istense dahi Türkiye’nin bu savaşa kesinlikle dahil olmaması gerektiğini vurguladı. Özgöker, Türkiye’nin 60 yıldır AB kapısında bekletildiğini hatırlatarak, böyle bir tabloda Ankara’nın gerekirse NATO’dan çekilip Rusya ile saldırmazlık paktı imzalamasının milli menfaatler açısından zorunlu olduğunu kaydetti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Danimarka ile Grönland üzerinde büyük bir askeri üs kurma yönündeki açıklamalarına değinen Prof. Dr. Uğur Özgöker, meselenin salt bir güvenlik iş birliği olmadığını ifade etti. Küresel ısınmanın etkisiyle Arktik havzasında buzulların eridiğini, kış aylarında dahi ticaret yollarının açıldığını ve bölgede muazzam hidrokarbon yatakları ile nadir toprak elementlerinin açığa çıktığını aktaran Özgöker; ABD’nin Alaska’dan sonra Arktik bölgesinin kontrolünü ele geçirerek Çin’in kuzey ticaret hattını kesmeyi ve devasa enerji kaynaklarına erişmeyi hedeflediğini, Avrupa Birliği tarafından yalnız bırakılan Danimarka’nın ise bu baskıya direnemediğini söyledi.

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in 12 mil açıklamasını değerlendiren Prof. Dr. Uğur Özgöker, Atina’nın 30 yıldır Türkiye’nin siyasi ve askeri olarak zayıflayacağı bir anı kolladığını ve bu açıklamayla emrivaki niyetini açıkça itiraf ettiğini dile getirdi. Adalar Denizi’nin yarı kapalı bir deniz olması sebebiyle 12 milin uluslararası deniz hukukuna ve Manş Denizi içtihatlarına aykırı olduğunu hatırlatan Özgöker; TBMM’nin 1995 yılında oy birliğiyle aldığı “casus belli” kararının arkasında durulduğunu ve Ege’nin Yunan gölüne dönüştürülmesine izin verilmeyeceğini belirtti. Son olarak Yunanistan’ın İsrail ile ortak tatbikatlar yapıp egemenliğini Tel Aviv’e teslim ettiğini ifade eden Özgöker, Türkiye’nin Söke’ye konuşlandırdığı 51. Komando Tugayı ve yüzde 83 yerlilik oranına ulaşan savunma sanayisiyle her türlü tahrike anında yanıt verebilecek tam bir caydırıcılığa sahip olduğunun altını çizdi.