Prof. Dr. Uğur Özgöker, katıldığı televizyon yayınında Fransa’nın başkenti Paris başta olmak üzere pek çok kente yayılan şiddetli sokak gösterilerini tarihsel, sosyolojik ve ekonomik boyutlarıyla değerlendirdi. Frankofon ekolünden gelen bir akademisyen olarak Fransız toplumunun tarihsel süreçte ateşli bir yapıya sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Uğur Özgöker, bu sokak kültürünün köklerinin 1789 Fransız İhtilali’ne ve 1796’da şekillenen modern siyasi ideolojilere dayandığını ifade etti. Avrupa’yı saran 1848 sosyalist devrimlerinin, 1871 yılında Prusya işgali sırasında kurulan ve üç ay süren dünyadaki ilk komünist yönetim olan Paris Komünü’nün ve 1968 öğrenci olaylarının hep Paris merkezli başladığını hatırlattı. Günümüzde lise ve üniversite öğrencileri ile Sarı Yeleklilerin sokağa indiği olayların, Sorbonne Üniversitesi’nde başlayıp işçilerin katılımıyla büyüyen ve milli kahraman Charles de Gaulle’ü istifaya zorlayan 1968 olaylarıyla birebir benzerlik taşıdığını söyledi.
Fransız kültüründe devlet otoritesini tanımama anlamında güçlü bir anarşizm geleneği bulunduğunu vurgulayan Prof. Dr. Uğur Özgöker, okulların ısınmaması, binaların yalıtım eksikliği veya Filistin’e destek gibi konuların sokağa çıkmak için yalnızca birer bahane olduğunu dile getirdi. Gösterileri ateşleyen asıl makro sebebin, Rusya-Ukrayna Savaşı ile İsrail, ABD ve İran arasındaki çatışmalar sonucunda petrol fiyatlarının 60 dolardan 110 dolara çıkması ve bunun yarattığı yakıt zamları ile hayat pahalılığı olduğunu belirtti. Aynı ekonomik sıkıntıların Almanya’ya da yansıdığını ancak Alman toplumunun otoriteye bağlı yapısı nedeniyle sokağa çıkmadığını, Fransız halkının ise en küçük bir kıvılcımda ayaklandığını kaydetti. 1357 yılında inşa edilen tarihi belediye binasının kundaklanmasının sıradan bir öğrenci eylemi olamayacağını ve örgütlü bir seçimin ürünü olduğunu belirten Özgöker, siyasi partilerin bu aşamada olaylara doğrudan müdahil olmaması sebebiyle 1958 tarihli Beşinci Cumhuriyet Anayasası’nın cumhurbaşkanına tanıdığı parlamentoyu feshetme ve erken seçime gitme yetkisinin şu an için kullanılmasına gerek olmadığını ifade etti.
Avrupa’nın ekonomik refah seviyesine ve güvenlik politikalarına da değinen Prof. Dr. Uğur Özgöker, Avrupa ekonomisinin abartıldığı gibi güçlü bir konumda olmadığını vurguladı. Avrupa Birliği’nin 2000 yılında yayımladığı Lizbon Strateji Belgesi ile ABD ve Japonya’nın ardından dünyanın üçüncü büyük rekabetçi ekonomisi konumundayken 2010 yılında birinci olmayı hedeflediğini, ancak Çin ve Güney Kore gibi ülkelerin gerisinde kalarak altıncı sıraya düştüğünü anlattı. Avrupa’da fabrikaların kapanıp üretimin önce Doğu Avrupa’ya ardından Çin’e kaymasıyla ekonomik büyümenin durduğunu ve bazı ülkelerde negatife döndüğünü, Türkiye’de ise devam eden pozitif büyüme ve yeni yatırımlar sayesinde genç işsizlik oranının Avrupa’nın en gelişmiş ülkelerinin yarısı seviyesinde kaldığını aktardı. Ayrıca 80 yıl boyunca silahlanmaya bütçe ayırmayan Almanya’nın tek bir yılda 60 milyar eurosu ABD’den ithalat olmak üzere 125 milyar euro silahlanma harcaması yapmasının, Avrupa ülkelerinde eğitim, sağlık ve kültür bütçelerinden kesinti yapılmasına yol açarak toplumsal huzursuzluğu artırdığını söyledi. Almanya’da iktidar partisi CDU’ya 10 puan fark atarak yüzde 30 oy oranına ulaşan aşırı sağcı AfD’nin, Avusturya’yı ve tarihte Fransa ile Almanya arasında üç büyük savaşa neden olan kömür ve demir zengini Alsace-Lorraine bölgesini Alman sınırları içinde gösteren haritalar yayımlamasının Avrupa’da yükselen faşizm ve sınır tehditlerini açıkça ortaya koyduğunu belirtti.
Doğu Akdeniz’de Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Fransa ve İtalya’nın “Eunomia 2026” adıyla düzenlediği ortak tatbikatı ve denizaltı elektrik kablosu projesini de analiz eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, Türkiye’nin 2019 yılında Libya ile imzaladığı Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması’nın Birleşmiş Milletler nezdinde tescilli ve tamamen yasal bir mutabakat olduğunun altını çizdi. Münhasır ekonomik bölgede seyrüsefer serbestisi çerçevesinde tatbikat ve araştırma duyuruları yapılabileceğini, ancak Türkiye’nin kıta sahanlığı ve karasularından Türkiye’nin izni olmadan hiçbir hattın geçirilemeyeceğini, bunun hukuken mümkün olmadığını ve savaş sebebi sayılacağını vurguladı. Yunanistan ve ortaklarının bu girişimlerinin enerji ihtiyacından ziyade Türkiye’yi Doğu Akdeniz’den dışlamaya yönelik siyasi manevralar olduğunu ifade eden Özgöker, Türkiye’nin Asrın Projesi ile Manavgat’tan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne su götürdüğü gibi mevcut su boru hattının üzerinden elektrik ve çift taraflı doğalgaz hattı da çekerek tüm Kıbrıs adasını enerji bakımından Türkiye’ye bağlayacağını, karşı tarafın ise bu stratejiyi baltalamak için uygulanabilir olmayan projeler ürettiğini kaydetti.
Doğu Akdeniz’deki Leviathan ve Afrodit sahalarında 2010 yılında keşfedilen ve Avrupa’nın 30 yıllık ihtiyacını karşılayacak düzeyde olan doğalgaz rezervlerinin işletilmesi sürecinde Türkiye’nin kararlı itirazları sonucunda Katar, İtalya ve Fransa şirketlerinin çekildiğini hatırlatan Prof. Dr. Uğur Özgöker, 70 milyar euroluk EastMed boru hattı projesinin de yüksek maliyet ile Türkiye ve Rusya’nın muhalefeti nedeniyle çöktüğünü belirtti. Hürmüz Boğazı’ndaki kriz, Bender Abbas Limanı’nın bombalanması ve Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle enerjiye muhtaç kalan Avrupa için tek akılcı, ekonomik ve güvenli çözümün, Doğu Akdeniz gazının 2,5 milyar euro maliyetle ve 70 kilometrelik bir hatla Türkiye’ye getirilip buradan Avrupa’ya ulaştırılması olduğunu ifade etti. Tarih boyunca cephede kaybedip diplomasi masasında kazanan Fransa ve Yunanistan’ın ortak hareket ederek Türkiye’yi test etmeye çalıştığını, geçmişte Kıbrıs açıklarına gönderilen Fransız uçak gemisi Charles de Gaulle’ün Türk savaş uçaklarının uçuşu sonrası bölgeden çekildiğini, 1923 Lozan ve 1947 Paris antlaşmalarıyla silahsızlandırılan adaları NATO tatbikatlarına dahil etme çabalarının Türkiye tarafından veto edildiğini ve Ege’de 6 milin üzerindeki karasuları artışının Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla savaş sebebi sayıldığını hatırlatan Özgöker, Milli Güvenlik Kurulu’nun da vurguladığı üzere Türkiye’nin kıta sahanlığına yönelik her türlü ihlale anında müdahale edileceğini sözlerine ekledi.