Prof. Dr. Uğur Özgöker, Orta Doğu’da yaşanan bu süreci “aceleye getirilmiş ve stratejik hatalarla dolu bir savaş” olarak tanımlamaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nin, özellikle de Donald Trump’ın, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun şantaj ve yönlendirmeleriyle bu çatışmaya sürüklendiğini savunan Özgöker, ABD’nin geçmişte Vietnam ve Afganistan’da yaşadığı askeri başarısızlıkları hatırlatarak, 2 milyon kilometrekarelik dağlık bir coğrafyaya ve milliyetçi bir halka sahip olan İran’ın karadan işgal edilmesinin teknik olarak imkansız olduğunu vurgulamaktadır.
Özgöker’e göre krizin asıl odağı rejim değişikliği değil, küresel enerji arzı ve petroldür. Amerika’nın mevcut İran rejiminden ekonomik olarak beslendiğini, ancak petrol fiyatlarını kontrol etmek ve stratejik geçiş noktalarını ele geçirmek istediğini belirtmektedir. Bu bağlamda, ABD’nin kısıtlı bir kara harekatı ile İran’ın petrol ihracatının %90’ını gerçekleştirdiği Hark Adası ve Hürmüz Boğazı’nın stratejik noktalarına el koyabileceğini öngörmektedir. “Amfibi harekat” olarak adlandırılan bu operasyonlarla petrolün serbest piyasaya açılmasının ve fiyatların düşürülmesinin Trump için seçim kazandıracak bir zafer olarak planlandığını ifade etmektedir.
Savaşın tarafları arasındaki askeri asimetriyi de ele alan Prof. Dr. Uğur Özgöker, İran’ın doğrudan İsrail’i vurmak yerine Sünni Müslüman Körfez ülkelerini ve petrol tesislerini (Aramko gibi) hedef almasını “büyük bir stratejik hata” olarak nitelendirmektedir. Bu durumun İran’ı yalnızlaştırdığını ve İsrail’in “savaşı bölgeye yayma” amacına hizmet ettiğini savunan Özgöker, İran’ın içinde devlet kontrolü dışında hareket eden otonom yapıların (Devrim Muhafızları) Mossad tarafından manipüle edilmiş olabileceği ihtimaline dikkat çekmektedir.
Türkiye’nin konumu hakkında da kritik değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Uğur Özgöker, Türkiye ve Nahçıvan topraklarına düşen füzelerin bir “yanlışlık” olmadığını, aksine Türkiye’yi de bu ateş çemberinin içine çekmek isteyen bir provokasyon olduğunu belirtmektedir. Türkiye’nin bölgedeki en güçlü aktör olduğunu hatırlatan Özgöker, Milli İstihbarat Teşkilatı ve Dışişleri Bakanlığı’nın yürüttüğü önleyici diplomasinin bölgedeki etnik ve mezhepsel parçalanma senaryolarını şu ana kadar boşa çıkardığını vurgulamaktadır.
Sonuç olarak Prof. Dr. Uğur Özgöker, bu krizden tek çıkış yolunun Türkiye’nin arabuluculuğunda İstanbul’da kurulacak bir barış masası olduğunu savunmaktadır. Bölgesel bir Şii-Sünni savaşı riskine karşı uyarıda bulunan Özgöker, emperyalist odakların petrol ve güç hırsının bedelini bölge halklarının ödememesi gerektiğini ifade ederek; diplomasi ve sağduyunun tek çözüm adresi olarak Türkiye’yi işaret etmektedir.
