Prof. Dr. Uğur Özgöker, Türkiye’nin gündemini meşgul eden fon soruşturması üzerinden muhalefetin geliştirdiği söylemleri değerlendirirken, bakanların aileleri ve isim benzerlikleri üzerinden ortaya atılan mesnetsiz iddiaların açık bir siyasi intihar olduğunu belirtti. Merkezi Kayıt Kuruluşu verilerine dayandırıldığı iddia edilen bilgilerin yasal yollar haricinde elde edilmesinin suç teşkil ettiğini, üstelik yanlış kimlik bilgileriyle kamuoyuna sunulmasının iftira suçu doğurduğunu kaydeden Özgöker; kalkınma ekonomisi alanında akademik kariyere sahip muhalefet temsilcilerinin çözüm önerisi ve makroekonomik strateji üretmek yerine dedikodu siyasetine sarılmasının Türk demokrasisine büyük zarar verdiğini ifade etti.
Hükümetin fon krizindeki tavrına dikkat çeken Prof. Dr. Uğur Özgöker, AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in “siyasi lince de örtbasa da karşıyız” ifadesini hatırlatarak, devletin bu meseleyi gizlemek yerine ilk günden itibaren kararlılıkla üzerine gittiğini vurguladı. İstenildiği takdirde finansal operasyonlarla üstü kapatılabilecek bir sürecin şeffaf biçimde yargıya ve Devlet Denetleme Kurulu’na taşındığını aktaran Özgöker; soruşturmanın gizliliği ilkesi gereğince Adalet Bakanlığı’nın 400 bini aşkın kişinin bulunduğu listeleri henüz kovuşturma aşamasına geçilmeden ifşa etmemesinin hukuki bir zorunluluk olduğunu, aksi bir uygulamanın masumiyet karinesini çiğneyip cadı avına yol açacağını dile getirdi.
Fonzedelerin mağduriyetlerinin giderilmesinde Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) devreye girmesinin güven verici bir adım olduğunu belirten Prof. Dr. Özgöker, kurumun geçmişteki tecrübelerine işaret etti. 2001 krizinde batan bankaların varlıklarının tahsil edilmesinde ve Cem Uzan ile bağlantılı Libananco davasında 21 milyar dolarlık kamu hakkının korunmasında TMSF avukatlarının çok başarılı bir sınav verdiğini hatırlatan Özgöker; nerede olursa olsun haksız kazanç sağlayanların tespit edilerek yurt dışındaki hesaplar dahil tüm kaynakların bulunacağını ve paraların sisteme kazandırılacağını söyledi.
Yemen sahasında Husilerin Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki havalimanı ve petrol altyapısına yönelik saldırılarını ele alan Prof. Dr. Uğur Özgöker, İran destekli vekil unsurların bölgedeki istikrarı hedef aldığını ifade etti. Hürmüz Boğazı’nın ardından Doğu-Batı boru hattı ve Babülmendep Boğazı’nın da baskı altına alınmasıyla Suudi Arabistan’ın köşeye sıkıştırılmak istendiğini belirten Özgöker; Riyad yönetiminin 8 Ağustos’ta Türkiye ve Pakistan ile imzaladığı Mekke Savunma İttifakı’nın hayati bir güvence sağladığını, nitekim Pakistan hava unsurlarının sahada devreye girdiğini ve Türkiye’nin de TBMM kararları doğrultusunda meşru müttefikine lojistik ve askeri destek sağlama sorumluluğu taşıdığını dile getirdi.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Rusya ile vardığı dizel mutabakatını analiz eden Prof. Dr. Özgöker, Washington’ın enerji politikalarını pragmatik biçimde yürüttüğünü kaydetti. Ukrayna’nın rafineri saldırıları sebebiyle dizel sıkıntısı çeken Rusya’nın stratejik stoklarını serbest bırakmasını ve ABD’nin yaptırımları esnetmesini değerlendiren Özgöker; bu anlaşmanın petrodolar sistemini tahkim etme amacına hizmet ettiğini, Rusya’ya nefes aldırırken kendi rafinerilerini vurdurmamaya çalışan ABD karşısında en büyük zararı Zelenskiy yönetiminin gördüğünü aktardı.
Son olarak Avrupa’daki savaş hazırlıklarına ve Almanya’nın bir yılda 127 milyar euroluk rekor bir savunma bütçesi ayırmasına değinen Prof. Dr. Uğur Özgöker, dünyanın 1933-1939 yıllarındakine benzer tehlikeli bir çatışma atmosferine girdiğini belirtti. Rusya’nın Baltık havzasındaki çıkış noktası olan Kaliningrad’ın güvenliğini sağlamadan rahat etmeyeceğini, Avrupa’nın ise Rusya’yı yıpratmak adına savaşı zamana yaydığını söyleyen Özgöker; küresel ölçekte nükleer dehşet dengesi sebebiyle bölgesel konvansiyonel çatışmaların süreceğini, Türkiye’nin ise bölgesel sorunları çözen güçlü ve istikrarlı duruşunu koruyarak bu kaosun dışında kalması gerektiğini vurguladı.