Prof. Dr. Uğur Özgöker, katıldığı televizyon yayınında Fransa’nın ardından Almanya ve Polonya başta olmak üzere Avrupa geneline yayılan sokak olaylarını, küresel güç rekabetini ve Avrupa Birliği’nin içine düştüğü yapısal krizi değerlendirdi. Avrupa’da Amerika Birleşik Devletleri’nin güvenlik şemsiyesinin artık delindiğini ve kıtanın üzerine yağmur ve dolu yağdığını belirten Prof. Dr. Uğur Özgöker, Almanya’nın yalnızca geçtiğimiz yıl silahlanmaya 125 milyar euro bütçe ayırması nedeniyle eğitime, sağlığa, kültüre ve sosyal harcamalara kaynak aktaramadığını ifade etti. Tarihin tekerrür ettiğini hatırlatan Özgöker; 1789 Fransız İhtilali’nin, 1848 devrimlerinin ve 1968 Sorbonne öğrenci olaylarının hep Paris’te başlayıp tüm Avrupa’yı sardığını, dolayısıyla Avrupa sisteminin sanıldığı kadar sağlam ve oturmuş olmadığını, okul çatısının akması veya klimanın çalışmaması gibi bahanelerle patlak veren olayların aslında döngüsel bir krizin tezahürü olduğunu vurguladı.
Ukrayna-Rusya Savaşı’nın Avrupa ekonomisi ve toplumu üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat çeken Prof. Dr. Uğur Özgöker, Almanya’nın Avrupa Birliği bütçesinden bağımsız olarak doğrudan Berlin’den Kiev’e nakit, askeri teçhizat ve ülkedeki 1 milyon 250 bin Ukraynalı mülteciye bağlanan aylık maaşlar dahil olmak üzere toplam 100 milyar euro kaynak aktardığını dile getirdi. Dört buçuk yıl önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın arabuluculuğunda İstanbul’da Rusya ve Ukrayna dışişleri bakanlarının barış mutabakatını parafladığını, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün korunduğu ve Kırım’daki Rus donanması meselesinin çözüldüğü bu anlaşmanın İngiltere’de Boris Johnson ve Almanya yönetimi tarafından “sana silah ve para vereceğiz, savaşmaya devam et” telkiniyle bozulduğunu hatırlattı. Almanya ve İngiltere’nin asıl amacının Ukrayna’nın yıkılması veya topraklarının yüzde 30’unu kaybetmesi pahasına Rusya’nın asker, silah ve ekonomik güç kaybederek zayıflaması olduğunu belirten Özgöker, bugün yakıt faturalarını iki katı ödeyen ve yüksek enflasyon altında ezilen Alman halkının artık hükümetin Ukrayna’yı destekleme politikasının arkasında durmadığını söyledi.
Almanya ve Avrupa genelinde aşırı sağın yükselişinin yarattığı tehlikelere de değinen Prof. Dr. Uğur Özgöker, Almanya’da birinci parti konumuna yükselen ve yüzde 30 oy oranına ulaşan aşırı sağcı AfD’nin üst düzey bir yetkilisinin 1930’ların Nazi döneminden sonra ilk kez Avusturya’yı Almanya ile birleşmiş (Anschluss) ve Fransa’daki Alsace-Lorraine bölgesini Alman sınırları içinde gösteren bir harita yayımladığını hatırlattı. Siyasi tarihin tekerrür ettiğini ifade eden Özgöker, 1933 yılında da yüzde 30 civarında oy alan Hitler’e Cumhurbaşkanı Hindenburg’un istemeyerek de olsa başbakanlık görevini mecbur kalarak verdiğini ve sürecin dünyayı felakete sürüklediğini belirtti. Ayrıca tarihte defalarca Rus işgaline uğrayan Polonya’nın da Putin’in taktik nükleer silah ve füze tehditleri karşısında AB fonlarıyla yeraltı sığınak şehirleri inşa ettiğini, Avrupa’nın tıpkı 1914’te Avusturya-Macaristan veliahdının vurulmasıyla Birinci Dünya Savaşı’nın çıkması gibi bardağı taşıracak bir kıvılcım beklediğini ve mevcut gidişatın Avrupa merkezli bir Üçüncü Dünya Savaşı riskini tetiklediğini kaydetti.
Küresel ekonomik dengelerde Avrupa’nın rekabet gücünü kaybetmesini analiz eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, bu durumun birinci derecede Çin’e yaradığını, normal şartlarda 2025 yılında dünyanın birinci ekonomisi olması beklenen Çin’in pandemi döneminde tedarik zincirlerinin ve ulaşımın durması nedeniyle yavaşladığını ve liderliğinin 2050’ye ertelendiğini anlattı. ABD’nin ise Avrupa’nın yeniden Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi kendisine bağımlı hale gelmesini, doların hakimiyetinin sürmesini ve Avrupalıların kendi silahlarını satın almasını istediğini, nitekim Almanya’nın 125 milyar euroluk silahlanma bütçesinin yarısı olan 60 milyar euroyla ABD’den silah aldığını ifade etti. İngiltere’nin tarih boyunca Kıta Avrupası ile entegre olmayıp deniz aşırı İngiliz Milletler Topluluğu (British Commonwealth) ülkeleriyle hareket ettiğini ve AB’ye alternatif EFTA’yı kurduğunu belirten Özgöker, Avrupa’nın geçmişte 1974 Arap-İsrail Savaşı sonrası petrolün 1,5 dolardan 15 dolara çıktığı ilk krizde Fransa Cumhurbaşkanı Valéry Giscard d’Estaing’in öncülüğünde AB Zirvesi’ni (Konsey) kurarak, 1979’da petrolün 14 dolardan 40 dolara çıktığı ikinci krizde ise Helmut Schmidt, Helmut Kohl, Margaret Thatcher ve François Mitterrand gibi güçlü liderlerin ABD Başkanı Reagan’ın ambargo ve kredi engeline rağmen kendi paraları ve teknolojileriyle Sovyet doğalgazını alarak krizi aştığını, ancak bugünkü Avrupa’da bu iradeyi gösterecek liderlik bulunmadığını vurguladı. Ayrıca yıllarca överek anlatılan Almanya’daki sağlık sisteminin çöktüğünü, Türkiye’nin sağlık sisteminin Almanya’dan çok daha iyi durumda olduğunu ve enflasyon oranında maaşların otomatik artırıldığı eşel mobil sisteminin de Almanya’da artık işlemediğini belirtti.
Otuz beş yıldır Avrupa Birliği üzerine çalışan bir akademisyen olarak Avrupa’nın içinde bulunduğu siyasi, askeri ve ekonomik krizden çıkış reçetesini de ortaya koyan Prof. Dr. Uğur Özgöker, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üye olması halinde Avrupa’nın mevcut sorunlarının yüzde 80’inin çözüleceğini ifade etti. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in açıklaması üzerine Euronews kanalının Kanada’nın AB’nin ilk ortak üyesi (associate member) olacağına dair yanlış bir haber yaptığını hatırlatan Özgöker, Türkiye’nin 12 Eylül 1963’te imzalanan Ankara Anlaşması ile zaten 63 yıldır AB’nin ortak üyesi olduğunu dile getirdi. Türkiye’nin tam üyeliğinin askeri güç, ekonomik dinamizm, pazar büyüklüğü, hammadde kaynaklarına erişim, lojistik ve yaşlanan Avrupa nüfusuna karşı genç ve aktif iş gücü bakımından Avrupa’yı kurtaracağını, ancak Avrupa’nın bu gerçeği göremediğini ve Türkiye’nin de kendi dinamizmini korumak adına o hantal yapıya girmemesinin Türkiye’nin lehine olduğunu sözlerine ekledi.