Küresel jeopolitiğin en kırılgan fay hatlarından biri olan Rusya-Ukrayna savaşı, uluslararası sistemin yeniden inşası bağlamında tarihi bir dönüm noktasına yaklaşmaktadır. Katıldığı televizyon programında konuya dair derinlikli ve çarpıcı açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Uğur Özgöker, krizin geleceğini şekillendirecek asıl unsurun ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasındaki ortak gelecek vizyonu olduğunu belirtmektedir. Özgöker’e göre, Trump’ın iktidara gelişiyle birlikte sahada esen rüzgarlar tamamen yön değiştirmiş ve perde arkasındaki diplomatik pazarlıklar neticesinde Trump-Putin ikilisi bu düğümü kendi aralarında büyük ölçüde çözüme kavuşturmuştur.

Savaşın sahadaki mevcut realitesini rasyonel bir dış politika perspektifiyle değerlendiren Prof. Dr. Uğur Özgöker, Ukrayna’nın topraklarının %20’sinden fazlasını fiilen kaybettiğini ve Kırım’ın zaten başından beri müzakere masasının tamamen dışında kaldığını vurgulamaktadır. Sahada yaşanan bu kalıcı toprak kayıplarının geri döndürülmesinin artık askeri ve siyasi açıdan mümkün olmadığını ifade eden Özgöker, Ukrayna için gelinen noktanın kaçınılmaz bir kabulleniş süreci olduğunu dile getirmektedir. Bu bağlamda, Trump yönetiminin Ukrayna’ya yönelik tavrının maksimalist bir dayatma olacağını belirten Özgöker, ABD’nin Kiev yönetimine “Sonuç budur, buna katlanacaksın; katlanmazsan elindeki her şeyi kaybedersin” restini çekeceğini öngörmektedir.

Washington’ın bu süreçteki asıl jeopolitik motivasyonunu deşifre eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, ABD için Rusya’nın artık küresel ölçekte iktisadi bir tehdit olmaktan çıktığını, ancak askeri ve siyasi bir güç olarak ağırlığını koruduğunu hatırlatmaktadır. Trump’ın temel hedefinin savaşı tamamen bitirmekten ziyade, Rusya’nın tekrar toparlanıp yeniden saldırmasını engelleyecek stratejik güvenceler koparmak olduğunu belirten Özgöker, Amerikan dış politikasının bu doğrultuda bir zaman kazanma ve dizginleme stratejisi izlediğini ifade etmektedir. Bu denklemde Ukrayna’nın adeta bir kurban pozisyonuna itildiğini savunan Özgöker, küresel güçlerin kendi aralarındaki güç paylaşımında küçük aktörlerin çıkarlarının göz ardı edildiğini derinlemesine analiz etmektedir.

Savaşın Avrupa cephesindeki yansımalarına ve kıta devletlerinin içine düştüğü stratejik açmaza dikkat çeken Prof. Dr. Uğur Özgöker, ne Ukrayna’nın bu savaşı tek başına sürdürebilecek askeri gücünün ne de Avrupa ülkelerinin bu maliyeti kesintisiz olarak destekleyebilecek ekonomik kapasitesinin kaldığını vurgulamaktadır. Trump’ın Avrupa Birliği’ne karşı da oldukça pragmatik ve ticari bir yaklaşım sergileyeceğini belirten Özgöker, ABD’nin Avrupalı liderleri “İstiyorsanız savaşı kendi imkanlarınızla devam ettirin, ben bu işin içinde yokum” diyerek kendi kaderleriyle baş başa bırakacağını öngörmektedir. Avrupa ülkelerinin Rusya’nın genişlemeci politikasından büyük bir tedirginlik duyduğunu ifade eden Özgöker, Batı Avrupa’nın şu anki stratejisinin olası bir Rus tehdidini olabildiğince geciktirmek üzerine kurulu olduğunu dile getirmektedir.

Sonuç olarak Prof. Dr. Uğur Özgöker, Rusya ile doğrudan karşı karşıya gelmenin mevcut konjonktürde hiçbir küresel aktörün işine gelmediğini, bu nedenle Ukrayna’da kalıcı ve adil bir barıştan ziyade donmuş bir ihtilaf veya geçici bir ateşkes modelinin masada olduğunu belirtmektedir. Uluslararası sistemin yeniden inşası sürecinde ABD ve Rusya arasındaki zımni mutabakatın ve iş bölümünün belirleyici olacağını savunan Özgöker, yakın gelecekte Washington’ın ipoteği altında şekillenecek bir ateşkes sürecinin kuvvetle muhtemel olduğunu ifade etmektedir. Küresel jeopolitiğin geleceğini okumak isteyenler için bu dinamiklerin iyi analiz edilmesi gerektiğini hatırlatan Özgöker, rasyonel devlet aklının duygusal dış politika söylemlerine her zaman galebe çalacağını belirterek analizini tamamlamaktadır.