Prof. Dr. Uğur Özgöker, katıldığı televizyon programında Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerden iç siyaset tartışmalarına, Libya mutabakatından Doğu Akdeniz jeopolitiğine kadar uzanan geniş bir yelpazede değerlendirmelerde bulundu. Devletlerarası ilişkilerde sivil toplum ve medya mensuplarının farklı görüşler beyan edebileceğini, ancak Türk devletinin resmi politikasını Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın temsil ettiğini ve ülkelerin resmi politikalarına saygı gösterilmesi gerektiğini ifade etti. İç siyasette fon soruşturması üzerinden eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın tez danışmanlığı bağı gerekçe gösterilerek hedef alınmasını eleştiren Prof. Dr. Uğur Özgöker, üniversitelerdeki lisansüstü eğitim enstitülerinde anabilim dalı başkanlarının yüksek lisans ve doktora tez danışmanlıklarını çoğu zaman resen atadığını, dolayısıyla tez danışmanlığı üzerinden siyasi veya organik bir illiyet bağı kurulamayacağını belirtti. Kendisinin de aralarında İranlı, Pakistanlı ve Azerbaycanlıların bulunduğu 19 tez öğrencisi olduğunu, geçmişte kendi tez danışmanları arasında 1962 Talat Aydemir darbe girişimine katılmış bir ismin ve eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın torununun yer aldığını hatırlatarak bu tür akademik bağlar üzerinden suçlama üretmenin tutarsızlığını ortaya koydu.

Berat Albayrak’ın bakanlığı döneminde yurt dışındaki 350 ton altını Türkiye’ye getirmesinin, Venezuela ve diğer ülkelerin altın rezervlerine el konulduğu küresel kriz ortamında ne kadar isabetli bir stratejik hamle olduğunun anlaşıldığını vurgulayan Prof. Dr. Uğur Özgöker, muhalefetin geçmişte ortaya attığı 128 milyar dolar iddiasının da Türkiye ekonomisini çökertmeyi amaçlayan bir siyasi suikast olduğunu dile getirdi. 93 milyon nüfuslu, 3 bin yıllık tarihe ve dünyanın en büyük ikinci petrol ile dördüncü doğalgaz rezervine sahip İran’ın gayrisafi milli hasılasının 285 milyar dolar olduğunu, 128 milyar doların ise bunun yarısına ve 10-15 Afrika ülkesinin toplam milli gelirine denk geldiğini belirterek bu büyüklükte bir meblağın kaybolması halinde ülke ekonomisinin tamamen çökeceğini ifade etti. Anayasa Mahkemesi kararıyla da çürütülen bu tür iddiaların asıl amacının borsadaki ve menkul kıymetlerdeki yabancı sıcak paranın Türkiye’den kaçırılması olduğunu söyleyen Özgöker, siyasal muhalefetin asli görevinin asılsız iddialarla ülke hazinesine zarar vermek değil, iktidarı denetlemek ve enflasyon, büyüme, dış politika ve sosyal refah konularında alternatif makro politikalar üretmek olduğunu kaydetti. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti’nin milli menfaatlerine aykırı hareket ederek hazineye zarar veren yapılara karşı Siyasi Partiler Kanunu’nda düzenleme yapılması gerektiğini ve Akkuyu Nükleer Santrali’nin Türkiye’nin enerji ihtiyacının yüzde 10’unu karşılayacak hayati bir proje olduğunu sözlerine ekledi.

Doğu Akdeniz’deki gelişmeleri ve Türkiye ile Libya arasında Kasım 2019’da imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması’nın Libya’nın doğusundaki Bingazi Temsilciler Meclisi tarafından oybirliğiyle onaylanmasını değerlendiren Prof. Dr. Uğur Özgöker, bu anlaşmanın Lozan’dan sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin imzaladığı en başarılı uluslararası anlaşma olduğunu vurguladı. Geçmişte Mısır ile aranın bozuk olduğu dönemde Yunanistan’ın Mısır’ın deniz alanlarının üçte birini kaybetmesine yol açan bir anlaşma imzaladığını, Avrupa Birliği üyesi olan Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Sevilla haritasıyla küçücük Meis Adası üzerinden Türkiye’yi Antalya ve İskenderun körfezlerine hapsetmeye çalıştığını hatırlattı. Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip ülke olan Türkiye’nin Libya hamlesiyle tüm bu planları bozduğunu, 75 milyar euroluk EastMed boru hattı projesinin de ekonomik olmaması ve ABD’nin desteğini çekmesiyle çöktüğünü anlattı. Trablus’taki Birleşmiş Milletler tarafından tanınan Milli Mutabakat Hükümeti’nin ardından Hafter kontrolündeki Bingazi meclisinin de anlaşmayı onaylamasıyla Libya’nın iki yakasının Türkiye sayesinde birleştiğini belirten Özgöker, Avrupa Birliği’nin “sözde anlaşma” şeklindeki açıklamalarının hiçbir hukuki hükmü olmadığını, üçüncü ülkelerin BM’ye tescil edilmiş ikili anlaşmalara ancak uluslararası mahkemelerde itiraz edebileceğini ifade etti.

Doğu Akdeniz’deki enerji denklemine de değinen Prof. Dr. Uğur Özgöker, 2009 yılında Afrodit ve Leviathan sahalarında Avrupa Birliği’nin 30 yıllık enerji ihtiyacını karşılayacak doğalgaz rezervinin, 2011 yılında ise Girit ile Kıbrıs arasında zengin petrol yataklarının bulunduğunu, ancak petrol rezervinin Türkiye’nin deniz yetki alanında kalması nedeniyle Yunanistan ve İsrail tarafından gündeme getirilmediğini aktardı. Avrupa Birliği’nin doğalgazda Rusya’ya, petrolde ise Orta Doğu’ya bağımlılığını azaltacak bu kaynaklar yüzünden Türkiye-Libya anlaşmasına tepki gösterdiğini belirten Özgöker, münhasır ekonomik bölgeden farklı olarak kıta sahanlığı ve karasularında Türkiye’nin tam egemenlik hakkı bulunduğunu, Yunanistan’ın denizaltı elektrik kablosu projesi için Türkiye’den yazılı izin almak zorunda olduğunu, Dışişleri Bakanı’nın da ifade ettiği üzere 2 milyar euro harcamak yerine elektriğin Türkiye’den yarı fiyatına temin edilebileceğini söyledi. Ayrıca Kıbrıs’ta Annan Planı’nın Rumlar tarafından reddedilmesinin Türkiye ve KKTC için büyük bir şans olduğunu, gelecekte Mısır, Suriye ve Lübnan ile de deniz yetki anlaşmaları yapılarak Doğu Akdeniz’deki çemberin tamamlanabileceğini kaydetti.

Bölgesel güvenlik mimarisi kapsamında kurulan Mekke İttifakı’nı ve Siber Güvenlik Başkanlığı’nın yayımladığı kritik siber saldırı uyarısını da yorumlayan Prof. Dr. Uğur Özgöker, geçmişteki Bağdat Paktı ve Sadabad Paktı gibi Mekke İttifakı’nın da NATO’nun alternatifi değil, iktisattaki tamamlayıcı mallar kavramı gibi NATO’nun Orta Doğu’daki tamamlayıcı unsuru olduğunu ifade etti. 4 Nisan 1949’da NATO kurulana kadar Sovyetler Birliği’nin Doğu Avrupa’da 1 milyon 200 bin kilometrekare toprağı savaşsız ele geçirdiğini, NATO kurulduktan sonra ise tek bir kurşun atılmadan oluşan caydırıcılık sayesinde bir metre bile ilerleyemediğini hatırlatan Özgöker, Suriye gibi ülkelerin de bu pakta katılmasıyla İsrail’in saldırı cesaretini kaybedeceğini vurguladı. Son olarak Türkiye’yi de hedef alan küresel siber saldırı dalgasına dikkat çeken Prof. Dr. Uğur Özgöker, 7 Ekim sonrasında İstanbul Havalimanı’nda yalnızca Türk Hava Yolları uçuşlarını hedef alan sistem arızalarında, İspanya’daki elektrik kesintilerinde ve Londra’daki havalimanlarının kilitlenmesinde olduğu gibi bu siber saldırıların da İsrail kaynaklı olduğunu, modern savaşların artık uçuşları durduran, banka hesaplarını donduran ve kritik altyapıları felç eden siber operasyonlar üzerinden yürütüldüğünü sözlerine ekledi.