Prof. Dr. Uğur Özgöker, Ahbap Derneği’ne kayyum atanması ve 6 Şubat depremleri sonrasında toplanan yardımlar etrafında yürütülen dördüncü dalga operasyonu değerlendirmiştir. Yardım adı altında yürütülen reklamlarda sanatçıların ve ünlü isimlerin sadece vitrin olarak kullanıldığını belirten Özgöker, bu süreçte reklam ve çağrı yapan figürlerin çoğunun derneğe kendi cebinden para yatırmadığını, aksine bu tür devasa organizasyonlarda bazı isimlerin maddi çıkar ve para dahi temin ettiğini ifade etmiştir. Toplanan büyük meblağların resmi dernek hesapları dışında şahsi hesaplar üzerinden yönetilmesinin ve kumar oyunlarında harcanmasının büyük bir örgütsel suistimal olduğunu vurgulayan Özgöker, kamuoyunu yönlendiren ve bu yapılara kefil olan ünlülerin de ahlaki ve hukuki sorumluluktan kaçamayacaklarını dile getirmiştir.
Siyasi alandaki gelişmelere de değinen Prof. Dr. Uğur Özgöker, Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) koparak ayrılan ve mecliste yeni bir grup oluşturan yapının kalıcı olamayacağını savunmuştur. Türk siyasal tarihini 1925’teki Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve 1946’daki Demokrat Parti’den günümüze kadar örneklerle analiz eden Özgöker, 2002 yılında İsmail Cem önderliğinde kurulan Yeni Türkiye Partisi’nin de benzer bir medya desteğiyle %30 oy alacak gibi gösterildiğini ancak sandıktan %0.9 ile çıktığını hatırlatmıştır. İngiltere’deki Westminister sisteminde ve Türk siyasetinde ana gövdeden ayrılan bu tür hareketlerin sönümlenmeye mahkum olduğunu belirten Özgöker, yapay rüzgarlarla hareket eden milletvekillerinin ve aktörlerin kısa bir süre sonra tıpış tıpış eski partilerine geri döneceklerini öne sürmüştür.
İran ile ABD-İsrail hattında tırmanan askeri krizin arka planını analiz eden Özgöker, İran içinde seçilmiş sivil hükümet ile Devrim Muhafızları arasında derin bir çatışma olduğunu ifade etmiştir. Devrim Muhafızları Ordusu’nu “İran’ın paralel yapısı ve FETÖ’sü” olarak nitelendiren Özgöker, bu yapının ülkedeki orduya, bürokrasiye ve petrokimya tesislerine çöktüğünü belirtmiştir. Geçici ateşkes ve barış mutabakatının 47 yıllık ambargoların kalkmasını ve 300 milyar dolarlık dış yatırım girişini kapsayarak tamamen İran’ın lehine olduğunu vurgulayan Özgöker, ancak savaştan beslenen Devrim Muhafızları’nın bu barış zeminini sabote ettiğini ve ülkeyi derin bir ekonomik çöküşe sürüklediğini kaydetmiştir.
Savaşın coğrafi olarak tırmandırılmasını ve ABD Başkanı Donald Trump’ın tutumunu ele alan Özgöker, 1.7 milyon kilometrekarelik yüzölçümü ve 93 milyonluk nüfusuyla İran’ın karadan işgal edilmesinin imkânsız olduğunu vurgulamıştır. ABD’nin karaya çıkmak yerine İran petrolünün %90’ının sevk edildiği Hark Adası ile Ebu Musa, Keşm ve Lark gibi stratejik adaları hedef alacağını ve buraların kontrolünü Körfez ülkelerine devretmeyi planladığını dile getirmiştir. Savaşın arkasındaki asıl kışkırtıcının İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu olduğunu belirten Özgöker, Netanyahu’nun ülkesinde yolsuzluk davalarından hapse girmemek adına savaşı kasten uzattığını ve Epstein dosyaları üzerinden Trump’a şantaj yaparak ABD’yi savaşa sürüklediğini ifade etmiştir.
Hazar Denizi’nde Ukrayna tarafından İran bağlantılı ticaret gemilerinin vurulmasını değerlendiren Prof. Dr. Uğur Özgöker, bu operasyonun arkasında Ukrayna’dan ziyade İngiliz dış istihbaratı MI6 ve Mossad’ın bulunduğunu savunmuştur. Çin’den gelip Türkmenistan ve Hazar üzerinden İran’a ulaşan lojistik ve mühimmat hatlarını kesmek amacıyla bu saldırıların düzenlendiğini belirten Özgöker, çatışmaların Doğu-Batı ticaret hatlarını felç eden bir “koridor savaşına” dönüştüğünü vurgulamıştır. Hürmüz Boğazı ve Babülmendep’in kapatılmasıyla küresel petrol akışının %40’ının kesintiye uğrayacağını ve varil fiyatlarının 150-200 dolar seviyelerine tırmanarak dünya ekonomisini allak bullak edeceğini kaydetmiştir.
Son olarak Doğu Akdeniz ve Kıbrıs merkezli gelişmelere dikkat çeken Özgöker, Oruç Reis gemisinin ilan edilen Navtex kapsamında yürüttüğü çalışmaların ve Türkiye ile KKTC arasında inşa edilecek doğalgaz boru hattının stratejik bir dönüm noktası olduğunu belirtmiştir. Yunanistan ve İsrail’in Türkiye’yi devre dışı bırakmak amacıyla kurguladığı EastMed projesinin çöktüğünü ifade eden Özgöker, Türkiye’nin KKTC’ye daha önce suyu bağladığını, şimdi ise doğalgaz projesiyle adayı tamamen Türkiye’ye entegre ettiğini vurgulamıştır. 1960 Garanti Anlaşması gereğince Türkiye’nin izni olmadan İngiltere’nin Kıbrıs’taki üslerini savaşa alet edemeyeceğini belirten Özgöker, Kıbrıs’taki Türk varlığının ve Mavi Vatan haklarının hiçbir şekilde pazarlık konusu edilemeyeceğini dile getirerek analizini tamamlamıştır.