Prof. Dr. Uğur Özgöker, katıldığı televizyon programında ABD ve İran arasında Basra Körfezi’nde tırmanan deniz gerilimini ve bu durumun küresel jeopolitik üzerindeki olası etkilerini kapsamlı bir şekilde analiz etti. Bölgede yanan gemiler ve karşılıklı saldırı iddiaları eşliğinde gelişen olayları değerlendiren Özgöker, mevcut tablonun basit bir sürtüşmeden öte, bölgesel bir deniz savaşı riskini her zamankinden daha somut hale getirdiğini belirtti. Özellikle Hürmüz Boğazı çevresinde yoğunlaşan bu hareketliliğin, dünya enerji sevkiyatının kalbine yönelik büyük bir tehdit oluşturduğuna dikkat çekti.

Stratejik perspektifte Hürmüz Boğazı’nın hukuki ve fiili durumuna vurgu yapan Prof. Dr. Uğur Özgöker, deniz hukukuna göre uluslararası geçişe açık olması gereken bu su yolunun bugün askeri operasyonların ve “sahte bayrak” girişimlerinin odağına yerleştiğini ifade etti. Özgöker, bölgedeki enerji koridorlarının güvenliğinin sadece kıyıdaş ülkeleri değil, küresel ekonomiyi de doğrudan sarsabilecek bir enflasyonist dalgayı tetikleyebileceğini savundu. Basra Körfezi’nde silahların çekilmesinin, petrol fiyatlarından tedarik zincirlerine kadar geniş bir alanda kırılmalara yol açabileceği uyarısında bulundu.

ABD iç siyasetindeki dengeler ve Trump yönetiminin bölgeye yaklaşımını yorumlayan Prof. Dr. Uğur Özgöker, Amerika’nın “Özgürlük Projesi” gibi isimlerle yürüttüğü stratejilerin bölgeyi istikrara kavuşturmaktan ziyade yeni çatışma alanları yarattığını belirtti. Trump’ın seçim vaatleri ile sahadaki askeri yığınaklar arasındaki çelişkiye değinen Özgöker, İsrail ve lobilerin baskısıyla şekillenen politikaların ABD’yi istemediği bir deniz savaşına sürükleyebileceğini dile getirdi. Bu noktada rasyonel devlet aklının yerine duygusal ve lobi eksenli kararların geçmesinin büyük bir stratejik hata olduğunu vurguladı.

İran’ın 3.000 yıllık kadim devlet geleneği ve asimetrik savaş kapasitesi üzerine duran Prof. Dr. Uğur Özgöker, Tahran’ın doğrudan bir savaştan kaçınsa da kendi egemenlik alanını koruma noktasında taviz vermeyeceğini ifade etti. Körfez’de Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer bölge ülkelerine ait gemilerin hedef alınmasının bölgedeki güvenlik mimarisini kökten sarstığını belirten Özgöker, İran’ın bu süreçte “Hürmüz’ü kapatma” kozunu masada tutarak Batılı müttefikleri diplomasiye mecbur bırakmaya çalıştığını savundu.

Diplomatik çözüm yollarında Türkiye’nin üstlendiği arabuluculuk ve dengeleyici role işaret eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, Ankara’nın hem NATO müttefiki olarak hem de bölgedeki rasyonel güç olarak çatışmanın yayılmasını engelleyebilecek yegane aktörlerden biri olduğunu belirtti. Türkiye’nin “Mavi Vatan” ve bölgesel güvenlik vizyonunun, Körfez’deki istikrar için de kritik bir referans noktası sunduğunu ifade eden Özgöker, barışın ancak bölge ülkelerinin kendi aralarında kuracağı ve dış müdahalelerden arındırılmış bir diyalog zeminiyle mümkün olabileceğini vurguladı.

Sonuç olarak Prof. Dr. Uğur Özgöker, Orta Doğu’da tırmanan bu deniz geriliminin askeri yöntemlerle çözülmesinin imkansızlığını ve olası bir savaşın tüm taraflar için yıkıcı sonuçlar doğuracağını belirtti. Bölgedeki sivil ve ticari seyrüsefer güvenliğinin ancak uluslararası hukuka saygı ve güçlü bir diplomasiyle sağlanabileceğini hatırlatan Özgöker, Türkiye’nin sağduyulu liderliğinin bu krizden çıkış için en güvenli yol haritası olduğunu ifade ederek analizini tamamladı.