Prof. Dr. Uğur Özgöker, kamuoyunda yerleşik hale gelen “İzmir CHP’nin kalesidir” algısının siyaset bilimi ve tarihi gerçeklerle bağdaşmadığını belirtti. Aydın, Manisa ve Kütahya gibi Ege kentlerinin Demokrat Parti geleneğinin doğduğu yerler olduğunu hatırlatan Özgöker; geçmişte “Asfalt Osman” lakaplı Osman Kibar ve Burhan Özfatura gibi isimlerin Adalet Partisi çizgisinde şehre damga vurduğunu, dolayısıyla Ege’nin köklü bir merkez sağ ve demokrat siyasi hafızaya sahip olduğunu ifade etti.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçişini değerlendiren Prof. Dr. Özgöker, mahalli idarelerin temel varlık sebebinin merkezi siyasete talip olmak değil, kente ve vatandaşa doğrudan hizmet üretmek olduğunu vurguladı. Uzun yıllardır çözülemeyen altyapı yetersizlikleri, çöp yığınları, İzmir Fuarı’nın cazibesini yitirmesi ve körfezin insan sağlığını tehdit edecek derecede kirlenmesi gibi müzmin sorunlara dikkat çeken Özgöker; Cemil Tugay’ın hizmet üretebilmek ve şehri bu tıkanıklıktan kurtarabilmek adına hem kendi siyasi geleceği hem de İzmir halkı için son derece rasyonel ve doğru bir adım attığını kaydetti.
Muhalefet partilerinden iktidar saflarına yaşanan belediye başkanı geçişlerinin arka planını analiz eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, belediyelerde gereksiz istihdam oluşturulmasının ve bütçelerin müteahhitler üzerinden partiye ya da belirli kişilere aktarılma baskısının başkanları bunalttığını dile getirdi. Kaynakları tükenen ve hizmet üretemeyen yerel yöneticilerin iki yıl sonra seçmenin karşısına çıkacak yüzü bulamayacağını belirten Özgöker; ilk geçişlerin ardından oluşan dalganın diğer başkanlara da cesaret verdiğini ve hizmet odaklı siyaset yapmak isteyenlerin benzer tercihlerde bulunmasının doğal olduğunu aktardı.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın durumunu da ele alan Prof. Dr. Uğur Özgöker, Yavaş’ın Beypazarı döneminden bu yana hizmet odaklı ve milliyetçi gelenekten gelen bir idareci olduğunu hatırlattı. Mansur Yavaş’ın mevcut siyasi yapıda hizmet üretmekte zorlandığını ve parti içi çekişmeler ile finansman baskılarından rahatsızlık duyduğunu ifade eden Özgöker; cumhurbaşkanlığı adaylığı ihtimalinin giderek zayıfladığı bir konjonktürde başkente vaat ettiği projeleri kazandırabilmek adına ilerleyen süreçte AK Parti saflarına geçmesinin hem kendisi hem de Ankara için şaşırtıcı olmayacağını savundu.
Orta Doğu’daki krizleri ve bölgesel güvenlik mimarisini tarihsel örneklerle değerlendiren Prof. Dr. Özgöker, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan ekseninde şekillenen Mekke Savunma Paktı’nın mezhep temelli bir yaklaşımla ele alınmaması gerektiğini belirtti. Geçmişte Şah döneminde kurulan Sadabad Paktı, Bağdat Paktı ve CENTO örneklerinde olduğu gibi mezhepsel ayrımlar gözetilmeksizin ortak güvenlik zemini oluşturulduğunu hatırlatan Özgöker; Tahran yönetiminde sivil siyaset ve diplomasinin güç kazanması durumunda İran’ın da bölgedeki istikrar arayışına entegre olabileceğini kaydetti.
Son olarak küresel enerji piyasaları ve Gazze’de üçüncü yılına giren soykırımı ele alan Prof. Dr. Uğur Özgöker, dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip Venezuela’ya erişen ve lider ihracatçı konumunda bulunan ABD’nin, istese piyasaları sübvanse ederek petrol fiyatlarını hızla aşağı çekebileceğini dile getirdi. Gazze’de yaşanan büyük insanlık dramının temelinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki çarpık düzenin yattığını vurgulayan Özgöker; Washington’ın koşulsuz veto yetkisiyle İsrail’i koruma kalkanı altına almasının uluslararası hukuku kilitlediğini, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yıllardır savunduğu “Dünya 5’ten büyüktür” tezinin ve veto yetkisinin kaldırılması çağrısının tek kalıcı çözüm olduğunu sözlerine ekledi.