İran’da Tarih Tekerrür mü Ediyor? 1979’dan 2026’ya Jeopolitik Analiz

Prof. Dr. Uğur Özgöker, katıldığı televizyon programında İran’da meydana gelen son patlamaları ve ABD’nin bölgeye yönelik olası askeri müdahale tehditlerini derinlemesine analiz etti. Özgöker, uluslararası ilişkilerde askeri operasyonların “geliyorum” diyerek yapılmayacağını, bu tür açıklamaların temel amacının psikolojik bir baskı kurarak ekonomik dengeleri (altın, petrol, döviz) sarsmak olduğunu belirtti. İran’daki güncel durumu, 1979 devriminden önceki atmosfere benzeten Özgöker, halk ayaklanmalarının ve yönetime duyulan öfkenin kritik bir eşiğe geldiğini vurguladı.

İran’daki son patlamaların basit birer kaza değil, “5. kol” faaliyetleri kapsamında gerçekleştirilen profesyonel sabotajlar olduğunu savunan Prof. Dr. Uğur Özgöker, CIA ve Mossad’ın İran içerisindeki operasyonel gücüne dikkat çekti. Tarihsel bir perspektifle 1953 Musaddık darbesine atıfta bulunan Özgöker, o dönemde de petrolün millileştirilmesi sonrası benzer sabotajlarla sürecin tetiklendiğini hatırlattı. Bugün de enerji tesislerine ve stratejik noktalara yönelik bu tür hamlelerin, mevcut rejimi istikrarsızlaştırmayı hedeflediğini dile getirdi.

İran’ın ekonomik verileri üzerinden çarpıcı bir kıyaslama yapan Prof. Dr. Uğur Özgöker, ülkenin devasa petrol ve doğalgaz rezervlerine rağmen fevkalade kötü yönetildiğini ifade etti. 90 milyonluk nüfusa ve zengin kaynaklara sahip İran ekonomisinin, komşusu Türkiye’nin neredeyse dörtte biri düzeyine (400 milyar dolar) gerilemiş olmasını yönetimsel bir iflas olarak nitelendirdi. Halkın derin bir yoksullukla mücadele ederken, yönetici elitlerin paralarını Batı bankalarında sakladığına dair duyumların halk arasındaki memnuniyetsizliği körüklediğini belirtti.

ABD’nin doğrudan bir askeri müdahalesinin aslında paradoksal bir şekilde mevcut rejimi kurtarabileceği uyarısında bulunan Özgöker, İran halkının güçlü milliyetçi damarına vurgu yaptı. 1980’deki İran-Irak Savaşı örneğini veren Özgöker, dışarıdan gelen bir saldırının tüm muhalif grupları rejim etrafında kenetleme riski taşıdığını söyledi. Bu nedenle Washington’ın doğrudan vurmak yerine, siber operasyonlar ve iç dinamikleri tetikleyen gizli araçlarla süreci yönetmeyi tercih edebileceğini savundu.

Bölgesel ittifakların ve Türkiye’nin bu süreçteki önemine de değinen Prof. Dr. Uğur Özgöker, İran’daki olası bir yönetim değişikliğinin veya kaosun Türkiye için ciddi göç ve güvenlik maliyetleri üretebileceğini belirtti. 1979 devrimi sırasında yaşanan 1,5 milyonluk göç dalgasını hatırlatan Özgöker, günümüzün 90 milyonluk İran’ında yaşanacak bir istikrarsızlığın çok daha büyük çaplı sonuçlar doğuracağını ifade etti. Türkiye’nin bu süreçte “Ankara Merkezli” ve sağduyulu bir politika izlemesinin hayati olduğunu ekledi.

Sonuç olarak Prof. Dr. Uğur Özgöker, İran’da 11 Şubat tarihine kadar sürecek olan dönemin oldukça hareketli geçeceğini öngördü. Bölgedeki enerji yolları üzerindeki hakimiyet mücadelesinin ve küresel güçlerin yeni paylaşım hesaplarının İran’ı bir dönüm noktasına getirdiğini belirten Özgöker, Türkiye’nin bu kaotik ortamda güçlü liderliği ve istikrarlı ekonomisiyle bölgesel bir denge unsuru olmaya devam edeceğini kaydederek değerlendirmelerini tamamladı.