Ortadoğu’da Kırılma Noktası: İran-ABD Gerilimi ve Bölgesel Stratejiler

Prof. Dr. Uğur Özgöker, katıldığı televizyon programında İran ile ABD arasında tırmanan gerilimi tarihsel ve stratejik bir perspektifle ele aldı. Özgöker, 1979 devriminden bu yana ABD’nin İran’daki rejimi doğrudan devirmek yerine, sömürü düzenini sürdürmeyi tercih ettiğini savundu. Ancak son dönemde yaşanan askeri hareketliliğin, klasik diplomatik baskıların ötesine geçerek rejimi kökten değiştirmeyi hedefleyen “cerrahi bir hamle” niteliği taşıdığını belirtti. Bu değişimin temelinde ise Trump yönetiminin yaklaşan seçimler öncesinde büyük bir dış politika başarısına duyduğu ihtiyacın yattığını vurguladı.

İran’ın savunma kapasitesine dair önemli tespitlerde bulunan Prof. Dr. Uğur Özgöker, İran’ın doğrudan bir kara harekatına maruz kalma ihtimalini düşük gördüğünü söyledi. 2 milyon kilometrekarelik devasa bir toprak parçasına ve 90 milyonluk bir nüfusa sahip olan İran’ın karadan işgal edilmesinin imkansızlığını hatırlatan Özgöker, ABD’nin daha çok havadan vurucu ve etkili saldırılarla sonuç almaya çalışacağını dile getirdi. Özellikle son dönemde İran füzelerinin İsrail’in “delinmez” denilen savunma kalkanlarını aşmasının, bölgedeki tüm güç dengelerini altüst ettiğine dikkat çekti.

Trump’ın İran’a sunduğu nükleer programın sonlandırılması, balistik füze menzilinin düşürülmesi ve vekil güçlere desteğin kesilmesi gibi şartları değerlendiren Özgöker, bu taleplerin aslında İran’ın egemenlik haklarına doğrudan bir müdahale olduğunu ifade etti. İran’ın bu baskılara karşı Hürmüz Boğazı’nı kapatma kozunu en son seçenek olarak masada tuttuğunu belirten Prof. Dr. Uğur Özgöker, boğazın fiilen kapanmasının küresel enerji lojistiğini felç ederek dünya ekonomisini büyük bir krize sürükleyeceğini savundu.

Bölgesel ittifakların bu süreçteki rolüne de değinen Özgöker, İran’ın müzakereler için İstanbul yerine Umman ve Cenevre’yi tercih etmesini stratejik bir hata olarak nitelendirdi. Türkiye’nin bölgedeki en güçlü ve sağduyulu aktör olduğunu hatırlatan Özgöker, Ankara’nın arabuluculuğunda yürütülecek bir sürecin hem İran hem de bölge istikrarı için çok daha kalıcı sonuçlar doğurabileceğini vurguladı. İran’ın Türkiye’ye güvenmemesinin bedelini, küresel güçlerin dayatmaları karşısında yalnız kalarak ödediğini ekledi.

İç politikadaki yansımalar ve toplumsal konsolidasyon konusuna da açıklık getiren Prof. Dr. Uğur Özgöker, dış müdahalelerin genellikle İran halkını rejim etrafında kenetlediğini belirtti. Ancak ekonomik darboğaz ve kötü yönetim nedeniyle halkın değişim arzusunun da göz ardı edilemeyecek bir noktaya ulaştığını söyledi. Özgöker’e göre, ABD’nin mevcut yapıyı tamamen yok etmek yerine kendine müzahir hale getirme çabası, bölgedeki Şii-Sünni ayrımını daha da derinleştirme riski taşımaktadır.

Sonuç olarak Türkiye’nin bu kaotik ortamda izlediği “tarafsız ve dengeli” politikanın en doğru yol olduğunu savunan Prof. Dr. Uğur Özgöker, olası en kötü senaryonun Türkiye’nin bir şekilde bu savaşa dahil edilmesi olduğunu ifade etti. Ankara’nın bölgesel liderlik vizyonunun küresel fırtınalara karşı en büyük güvence olduğunu belirten Özgöker, Ortadoğu’daki bu büyük hesaplaşmanın yeni bir dünya düzeninin kapılarını araladığını kaydederek analizlerini tamamladı.