Prof. Dr. Uğur Özgöker, Ahbap Derneği soruşturması kapsamında gündeme gelen ve Gazze yardımı adı altında toplanan 44 milyon liralık kaynağın dövize ve külçe altına çevrildikten sonra banka kasasında bulunamaması iddialarını değerlendirmiştir. Kendisinin de onlarca sivil toplum kuruluşunu yönettiğini hatırlatan Özgöker, derneklerin resmi makbuzlar ve Dernekler Masası’nın izni olmadan gelişigüzel yardım toplayamayacağını, her yıl nisan ayında elektronik beyanname verilmesinin yasal bir zorunluluk olduğunu ifade etmiştir. Kasanın açıldığında içinden altın yerine yalnızca ilaç kutuları ve vitaminlerin çıkmasının büyük bir suiistimal olduğunu belirten Özgöker, toplanan bu paraların büyük ihtimalle kripto varlıklara dönüştürülerek yurt dışına kaçırıldığını savunmuştur.

Ekrem İmamoğlu’nun Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) istifa ederek yeni partiye destek çağrısında bulunmasını ele alan Prof. Dr. Uğur Özgöker, kurulan bu yeni yapının gerçek bir siyasi parti vasfı taşımadığını öne sürmüştür. Siyasi partilerin köklü ideolojiler ve kurumsal kadrolar üzerine inşa edildiğini hatırlatan Özgöker, söz konusu hareketin cezaevindeki bir aktörün ve yurt dışı kaynaklı finans çevrelerinin çıkarlarını korumak üzere kurgulanmış geçici bir yapı olduğunu belirtmiştir. 2002 yılında İsmail Cem liderliğinde büyük vaatlerle kurulan ancak sandıkta yüzde 0.9 oy alarak eriyen Yeni Türkiye Partisi örneğine atıfta bulunan Özgöker, yeni partinin de benzer şekilde kısa sürede dağılmaya mahkûm olduğunu dile getirmiştir.

Mansur Yavaş’ın mevcut siyasi denklemdeki tutumunu analiz eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, Yavaş’ın CHP’de kalarak en akılcı ve garantici stratejiyi izlediğini belirtmiştir. Yeni partinin geleceğinin belirsiz ve istikrarsız olduğunu ifade eden Özgöker, Ekrem İmamoğlu’nun perde arkasından yönettiği bir siyasi yapıda Mansur Yavaş’ın potansiyel cumhurbaşkanlığı adaylığı şansının tamamen yok edileceğini ve harcanacağını kaydetmiştir. Yavaş’ın 100 yıllık kurumsal bir çınar olan CHP zemininde kalarak hem kendi siyasi gücünü koruduğunu hem de krizlerden uzak durarak konumunu tahkim ettiğini sözlerine eklemiştir.

Sivil toplum kuruluşlarının ve sanal medya mecralarının denetimi konusunda yasal regülasyon çağrısında bulunan Özgöker, dijital platformların ve anonim hesapların toplumsal güveni zedeleyen bir dezenformasyon aracına dönüştüğünü ifade etmiştir. Tıpkı derneklerin yalnızca kamu yararına çalışan statüde olanlarının bağış toplayabilmesi gerektiği gibi, sosyal medya şirketlerinin de Türkiye’de resmi muhataplıklar kurarak denetlenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Özgöker, sahte hesaplar üzerinden yürütülen itibar suikastlarına ve manipülasyonlara karşı T.C. kimlik doğrulaması getirilmesini ve özel savcılıklar marifetiyle ağır cezai yaptırımların uygulanmasını savunmuştur.

Son olarak ABD ile İran arasında devam eden askeri gerilimi ve Hürmüz Boğazı krizini değerlendiren Prof. Dr. Uğur Özgöker, 1.7 milyon kilometrekarelik dağlık bir coğrafyaya ve 93 milyonluk nüfusa sahip İran’ın karadan işgal edilmesinin imkânsız olduğunu vurgulamıştır. ABD’nin olası bir kara harekâtında Vietnam ve Afganistan tecrübelerinden çok daha ağır kayıplar yaşayacağını belirten Özgöker, İran’ın ekonomik açıdan yıpranmasına rağmen askeri ve psikolojik direncini koruduğunu dile getirmiştir. Savaşın asıl kışkırtıcısının İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu olduğunu kaydeden Özgöker, bölgesel istikrarın ve kalıcı barışın ancak Türkiye, Pakistan ve Katar gibi dengeli aktörlerin diplomasisiyle sağlanabileceğini belirterek konuşmasını tamamlamıştır.