Programın Trump–Selman zirvesine ayrılan ilk bölümünde Prof. Dr. Uğur Özgöker, zirvenin yalnızca ekonomik değil, jeopolitik sonuçları bakımından da kritik olduğunu belirtmiştir. Trump’ın “21 trilyon dolarlık yatırım” açıklamasına kuşkuyla yaklaşmış, bu tür rakamların genellikle “alışveriş hacmi” kavramı altında şişirildiğini söylemiştir. Ona göre bu açıklamalar, iç politikada propaganda malzemesi niteliği taşımakta; somut ekonomik karşılığı ise sınırlı kalmaktadır.
Özgöker, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Bin Selman’ın zirve sırasındaki “kendinden emin” duruşunu da yorumlamıştır. Onun, küresel sermaye ve enerji piyasalarında kendine güvenen bir aktör haline geldiğini, ancak bu güvenin Trump tarafından abartılı biçimde pazarlanarak siyasi sermaye hâline getirildiğini dile getirmiştir. Bu tabloyu “peşin satanın oturuşu” metaforuyla açıklamış; Riyad yönetiminin ekonomik gücüne rağmen uluslararası bağımlılıklarının sürdüğünü vurgulamıştır.
Zirve sonrasında ABD’de gündeme gelen Epstein tasarısı ve Beyaz Saray’da yaşanan “belge sızıntıları” konularına da değinen Özgöker, bu gelişmelerin Demokratlar tarafından ara seçim öncesi bir “siyasi silah” olarak kullanılacağını söylemiştir. Trump’ın elindeki ekonomik kozların, yargı ve etik krizleri karşısında onu korumaya yetmeyeceğini, “Bin Selman’dan alınan trilyon dolarların bile seçim yenilgisini engelleyemeyeceğini” ifade etmiştir.
Programın iç siyaset bölümünde ise Özgöker, CHP içindeki hizipleşme tartışmalarına dikkat çekmiştir. Partinin tarihsel olarak “iç muhalefet üretme” eğilimi taşıdığını, 12 Eylül öncesinden bu yana fraksiyonların süreklilik gösterdiğini belirtmiştir. Ona göre parti içi çekişmeler, Cumhuriyet Halk Partisi’nin kalıcı bir iktidar vizyonu oluşturmasını engellemekte; Kemal Kılıçdaroğlu’nun sessizliği de bu sorunu derinleştirmektedir.
Son olarak Özgöker, parti içi sorunların çözümünün “karşılıklı çağrı” ve “cesaretli diyalog”tan geçtiğini savunmuştur. Özgür Özel ile Kılıçdaroğlu’nun bir araya gelerek partinin geleceği üzerine açık bir görüşme yapmaları gerektiğini, aksi hâlde “CHP’nin kendi kendine muhalefet etmeyi sürdüreceğini” vurgulamıştır.
