Prof. Dr. Uğur Özgöker, Türk siyasetinde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ekseninde yaşanan yeni parti arayışlarını tarihsel bir perspektifle değerlendirmiştir. 1960’ların başında İsmet İnönü’nün CHP’yi “ortanın solu” olarak konumlandırdığını hatırlatan Özgöker, günümüzde kurulması gündemde olan yeni siyasi partinin ise Anavatan Partisi (ANAP) çizgisinde liberal ve merkez sağ bir kimliğe yöneleceğini ifade etmiştir.

İran ile ABD-İsrail hattında tırmanan askeri gerilimi analiz eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, İran içerisinde iki farklı gücün mücadele ettiğini savunmuştur. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi’nin temsil ettiği meşru yönetimin barış ve diplomasiden yana olduğunu belirten Özgöker, “İran’ın paralel yapısı ve FETÖ’sü” olarak nitelendirdiği Devrim Muhafızları Ordusu’nun ise savaştan beslendiğini dile getirmiştir. Geçici ateşkes ve mutabakat zaptının 47 yıllık ambargoların kalkması, 300 milyar dolarlık yatırım girişi ve dondurulmuş 24 milyar dolarlık kaynağın serbest kalması gibi tamamen İran’ın lehine kazanımlar sunduğunu kaydeden Özgöker, orduya, bürokrasiye ve petrokimya tesislerine çöken Devrim Muhafızları’nın kendi iktidarlarını korumak uğruna bu barış zeminini sabote ettiğini ifade etmiştir.

Savaşın tırmanmasının arkasındaki dış aktörlere dikkat çeken Özgöker, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ülkesinde yolsuzluk davalarından hapse girmemek adına savaşı kasten uzattığını ve Epstein dosyaları gibi elindeki şantaj kozlarıyla Donald Trump’ı savaşa sürüklediğini öne sürmüştür. ABD Başkanı Trump’ın asıl hedefinin Ortadoğu’dan çekilerek Pasifik, Panama, Tayvan ve Grönland gibi bölgelere odaklanmak olduğunu belirten Özgöker, mevcut kriz ortamından küresel ölçekte en çok kazanç sağlayan aktörün ise dikkatleri Ukrayna işgalinden uzaklaştıran ve ambargoları hafifleten Rusya ile indirimli İran petrolüne çöken Çin olduğunu vurgulamıştır.

İran Devrim Muhafızları’nın Erbil Uluslararası Havalimanı’nı ve ABD konsolosluğunu hedef almasını değerlendiren Prof. Dr. Uğur Özgöker, bu hamlenin bölgesel Kürt grupları tahrik ederek savaşı yayma amacı taşıdığına işaret etmiştir. Ortadoğu’da yaşanan çatışmaların artık klasik bir askeri operasyonun ötesine geçerek “koridor ve sistemler savaşına” dönüştüğünü belirten Özgöker, Hürmüz Boğazı ve Babülmendep Boğazı’nın kapatılması riskiyle birlikte varil petrol fiyatlarının 100 doları aşacağını ve küresel ekonomiyi büyük bir felakete sürükleyeceğini kaydetmiştir. ABD’nin İran kıyılarına yönelik bombardımanlarının karaya değil, Hark Adası gibi kritik adalara yönelik olası bir kara harekâtının habercisi olduğunu, ancak karada bir işgalin Vietnam’dan daha ağır bir yenilgi getireceğini eklemiştir.

İran’ın ABD üslerine ev sahipliği yaptığı gerekçesiyle Bulgaristan’ı doğrudan tehdit etmesini son derece tehlikeli bir tırmanış olarak nitelendirgen Özgöker, bir NATO üyesinin vurulması durumunda ittifakın 5. maddesinin derhal devreye gireceğini ve İran ile tek kara sınırı olan Türkiye’nin de doğrudan savaşın tarafı olma riskiyle karşılaşacağını hatırlatmıştır. Ayrıca İngiltere’nin ABD’ye deniz aşırı üslerini açma kararına ilişkin olarak Kıbrıs’taki İngiliz üslerinin kullanılması ihtimalini değerlendiren Özgöker; Kıbrıs’ın egemenliği sınırlı bir ada olduğunu, 1960 Anlaşması gereğince Türkiye, Yunanistan ve KKTC’nin onayı olmadan bu üslerin İran’a karşı operasyonlarda kullandırılamayacağını vurgulamıştır.

Son olarak tırmanan küresel ve bölgesel riskler karşısında Türkiye’nin yürüttüğü dengeli ve basiretli politikaların önemine değinen Prof. Dr. Uğur Özgöker, Türkiye’nin Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan ile kurduğu stratejik işbirliklerinin İsrail’in bölgesel kaos planlarını boşa çıkardığını ifade etmiştir. Körfez’de patlayan füzeler nedeniyle bölgeden kaçan 300 milyar dolarlık sermayenin güvenli liman arayışında olduğunu belirten Özgöker, güçlü savunma sanayii ve İstanbul Finans Merkezi ile Türkiye’nin bu sermaye akışından en büyük payı alacak küresel bir çekim merkezine dönüştüğünü belirterek analizini tamamlamıştır.