Prof. Dr. Uğur Özgöker, katıldığı televizyon programında ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonlarının perde arkasını ve bölgedeki stratejik dengeleri çarpıcı detaylarla analiz etti. ABD Savaş Bakanı Hegseth’in “İran, Afganistan veya Irak değildir” şeklindeki açıklamalarını değerlendiren Özgöker, bu ifadenin aslında Pentagon’un İran’ın askeri kapasitesine ve toplumsal direnç gücüne duyduğu çekinceyi itiraf ettiğini belirtti. ABD içindeki “şahin” kanadın bile İran’ın 3.000 yıllık devlet geleneği ve mozaik savunma yapısı karşısında hızlı bir zaferin mümkün olmadığını kavramaya başladığını vurguladı.

Programda ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail Başbakanı Netanyahu ile olan ilişkisine de değinen Prof. Dr. Uğur Özgöker, Trump’ın tarihsel olarak İsrail’e en büyük desteği veren başkanlardan biri olduğunu hatırlattı. Elçiliğin Kudüs’e taşınmasından İbrahim Anlaşmaları’na kadar pek çok kritik hamlenin mimarı olan Trump’ın, bu kez ABD askerini doğrudan İsrail’in çıkarları için sahaya sürerek bir ilki gerçekleştirdiğine dikkat çekti. Özgöker, bu durumun ABD tarihinde eşine az rastlanır bir risk olduğunu ve Trump’ın siyasi geleceğini Netanyahu’nun şahsi ajandasına ipotek ettiğini savundu.

Bölgedeki operasyonel planların aylar öncesinden sinsi bir şekilde hazırlandığını ifade eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, askeri ve istihbari birimler arasındaki müşterek çalışmaların tesadüf olmadığını dile getirdi. Geçmişteki darbe dönemlerinden örnekler vererek Hava Kuvvetleri komutanları düzeyindeki görüşmelerin stratejik önemine vurgu yapan Özgöker, Trump’ın “makul ol” diyerek yeri geldiğinde müttefiklerini uyardığını ancak İran konusunda bu dengeyi kaybettiğini belirtti. Bu kontrolsüz tırmanışın faturasının ise bölge ülkelerine ve ABD vergi mükelleflerine kesildiğini ifade etti.

İran’ın direnme gücü ve müzakere şartları üzerine de analizlerde bulunan Prof. Dr. Uğur Özgöker, Tahran’ın masaya oturmak için ABD’ye güvenmediğini ve ancak kendi şartları dahilinde görüşebileceğini belirtti. İran halkının rejimden bağımsız olarak “toprak bütünlüğü” ve “milliyetçilik” paydasında birleşmesinin operasyonun hedeflerini boşa çıkardığını vurgulayan Özgöker, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki hakimiyetini bir gelir kapısına ve stratejik bir silaha dönüştürmesinin ABD’nin küresel karizmasını ciddi şekilde sarstığını dile getirdi.

Son olarak bölgedeki barışın tesis edilmesi için Türkiye’nin hayati bir rol üstlenmesi gerektiğini savunan Prof. Dr. Uğur Özgöker, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Türk, Kürt, Arap ve Fars dayanışması” vurgusunun bölgedeki canavarca planlara karşı en güçlü kalkan olduğunu belirtti. Pakistan ve Türkiye gibi bölge ülkelerinin arabuluculuk çabalarının önemine değinen Özgöker, krizin ancak emperyalist odakların elinden kurtarılarak bölgesel bir ortak akılla çözülebileceğini ifade etti. Savaşın maliyetinin ve tabutların sayısının artmasıyla birlikte ABD içindeki çatlakların daha da büyüyeceği öngörüsüyle analizini tamamladı.