Prof. Dr. Uğur Özgöker, Türkiye’nin savunma sanayisinde katettiği mesafeyi tarihi bir perspektifle ele alarak, ülkenin dışa bağımlılıktan kurtulma sürecini stratejik bir başarı olarak tanımlamaktadır. Özellikle insansız savaş uçağı Kızılelma’nın gerçekleştirdiği otonom yakın kol uçuşu gibi teknolojik gelişmeleri, Türk mühendisliğinin ulaştığı en üst seviyenin bir göstergesi olarak değerlendirmektedir. Özgöker, 1950’li yıllarda NATO’ya girişle birlikte savunma sanayisine yatırım yapmanın adeta yasaklandığı bir dönemden, bugün dünyaya teknoloji ihraç eden bir konuma gelinmesini muazzam bir başarı olarak nitelendirmektedir.
Savunma sanayisindeki bu ilerlemenin sadece teknik bir başarı olmadığını, aynı zamanda Türkiye’nin jeopolitik caydırıcılığını pekiştirdiğini belirten Prof. Dr. Uğur Özgöker, Türkiye’nin “Şampiyonlar Ligi”nde yer aldığını ifade etmektedir. Özellikle İHA ve SİHA pazarındaki küresel payın büyüklüğüne dikkat çeken Özgöker, Libya, Azerbaycan ve Suriye gibi sahalarda Türk teknolojisinin savaşların seyrini değiştiren bir faktör haline geldiğini vurgulamaktadır. Bu durumun, Türkiye’nin rakipleri tarafından çok daha dikkatli ve bazen endişeyle takip edildiğini dile getirmektedir.
Prof. Dr. Uğur Özgöker, Türkiye’nin tehdit algılamaları çerçevesinde kendi silahlarını üretmesinin bir tercih değil, zorunluluk olduğunu savunmaktadır. Geçmişte yaşanan ambargoları ve müttefiklerin silah kullanımına getirdiği kısıtlamaları hatırlatarak, yerli ve milli üretimin egemenlik haklarının korunması adına hayati bir önem taşıdığını belirtmektedir. Özgöker, Türkiye’yi sıkıştırmaya çalışan her ambargonun, aslında Türk savunma sanayisinin daha da güçlenmesine ve yerlileşmesine hizmet eden bir kamçı işlevi gördüğünü ifade etmektedir.
Bölgesel ittifaklar ve Türkiye karşıtı oluşumlar hakkında da değerlendirmelerde bulunan Özgöker, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi gibi aktörlerin Türkiye’nin teknolojik üstünlüğünden duydukları endişeye işaret etmektedir. Bu ülkelerin kurmaya çalıştığı ortak savunma yapılarının Türkiye’nin savunma kapasitesi karşısında yetersiz kalacağını savunan Özgöker, atılan adımların “at alanın Üsküdar’ı geçtiği” bir noktada olduğunu ve Türkiye’nin kendi hedeflerine doğru kararlılıkla ilerlediğini vurgulamaktadır.
Son olarak Prof. Dr. Uğur Özgöker, Türkiye’nin savunma sanayisindeki gelecek vizyonuna değinerek, 2030’lu yıllara kadar motor teknolojisinde de tam bağımsızlığa ulaşılacağına olan inancını dile getirmektedir. Kaan ve Hürjet gibi projelerin seri üretime geçmesiyle birlikte Türkiye’nin sadece kendi güvenliğini sağlamakla kalmayıp, bölge ve dünya barışı için de önemli bir istikrar unsuru olmaya devam edeceğini belirtmektedir. Özgöker, Türkiye’nin taklit eden değil, takip edilen ve icat eden bir ülke konumuna yükselmesinin bölgedeki tüm dengeleri yeniden şekillendirdiğini ifade etmektedir.
