Orta Doğu’da 35. Gün: Diplomasi ve Askeri Yığınağın Gölgesinde Yeni Denklem
Prof. Dr. Uğur Özgöker, katıldığı televizyon programında Orta Doğu’da tırmanan gerilimin 35. gününü, bölgedeki askeri yığınaklar ve değişen diplomatik dengeler üzerinden mercek altına aldı. Savaşın geldiği noktayı değerlendiren Prof. Dr. Uğur Özgöker, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarındaki çelişkilere dikkat çekerek, sahadaki askeri hareketliliğin Trump’ın “çekiliyoruz” söyleminin tam tersini işaret ettiğini belirtti. ABD’nin bölgeye üçüncü uçak gemisi olan George HW Bush’u göndermesini ve amfibi çıkarma gemilerinin hızla intikal ettirilmesini, kapsamlı bir operasyonun habercisi olarak yorumladı.
Askeri stratejiler üzerine duran Prof. Dr. Uğur Özgöker, modern savaş teknolojilerinin ucuz dronelar ve asimetrik yöntemlerle nasıl sarsıldığını analiz etti. Milyarlarca dolarlık uçak gemisi taarruz gruplarının, İran’ın geliştirdiği “şahit” dronları ve hipersonik füzeleri karşısında savunma zafiyeti yaşadığını ifade eden Özgöker, bu durumun küresel askeri doktrinleri yeniden yazdırdığını vurguladı. Özellikle Hark Adası ve Hürmüz Boğazı çevresindeki operasyonel hazırlıkların, ABD için bir “onurlu çıkış yolu” yaratma çabası olduğunu ancak bunun bölgedeki direnç karşısında ciddi riskler barındırdığını dile getirdi.
Siyasi perspektifte ise Prof. Dr. Uğur Özgöker, Trump’ın “narsist kişiliği” ve seçim odaklı hamleleri ile Pentagon’un kurumsal stratejileri arasındaki ayrışmaya değindi. Trump’ın sabah farklı, akşam farklı açıklamalar yaparak karşı tarafın gardını düşürmeye çalıştığını belirten Özgöker, ancak sahadaki asker yığınağının ve 82. Hava İndirme Tümeni gibi elit birliklerin bölgeye sevk edilmesinin stratejik bir kararlılığı gösterdiğini savundu. İsrail Başbakanı Netanyahu’nun da bu süreci kendi siyasi bekası için körüklediğini ve bölgeyi topyekun bir “Arz-ı Mevud” savaşına çekmek istediğini yineledi.
İran halkının tutumu ve iç dinamikleri üzerine de analizlerde bulunan Prof. Dr. Uğur Özgöker, dış saldırılar karşısında 3.000 yıllık bir devlet geleneğine sahip olan İran halkının rejimden bağımsız olarak vatan savunması etrafında kenetlendiğini belirtti. “Hürremşehr Senfonisi” gibi milli hafızayı diri tutan sanat ve kültürel kodların bu dirençteki motivasyon gücüne vurgu yapan Özgöker, İran yönetiminin bu süreci ustaca bir psikolojik harbe dönüştürdüğünü ifade etti. Ayrıca, Çin ve Rusya’nın bu süreçte sessiz ama belirleyici desteğinin küresel bir sistemler savaşına işaret ettiğini dile getirdi.
Türkiye’nin konumunu da kritik bir önemde değerlendiren Prof. Dr. Uğur Özgöker, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bölge ülkeleri arasındaki iş birliği ve barış vurgusunun “siyonist planlara” karşı en büyük engel olduğunu belirtti. Ankara’nın yürüttüğü “terörsüz Türkiye” ve “milli güvenlik” stratejilerinin, bölgedeki etnik ve mezhepsel parçalanma senaryolarını boşa çıkardığını vurgulayan Özgöker, Türkiye’nin hem askeri gücü hem de tarihsel birikimiyle bölgesel barışın yegane teminatı olduğunu hatırlattı.
Sonuç olarak Prof. Dr. Uğur Özgöker, Orta Doğu’da 35 gündür devam eden bu krizin ancak güçlü bir diplomatik iradeyle sonlandırılabileceğini, aksi takdirde emperyalist odakların bölgeyi bir bataklığa sürükleyeceğini belirtti. Trump’ın bir başarı hikayesine ihtiyaç duyduğunu ancak bölge halklarının onurlu direnişinin bu hesabı bozduğunu ifade eden Özgöker, çözümün adresi olarak yine bölgesel ittifakları ve Türkiye’nin arabuluculuk rolünü işaret ederek analizini tamamladı.
