Prof. Dr. Uğur Özgöker, Alihan Kuriş ve bağlantılı cemaat yapılanmasına yönelik yürütülen mali soruşturmayı değerlendirirken, bu yapının 1970’li yıllardan bu yana bürokraside ve kurumlarda kadrolaştığını ancak 2016 yılındaki lider değişiminden sonra farklı bir boyuta evrildiğini ifade etmiştir. Ahmet Arif Denizolgun’un şüpheli ve ani vefatının ardından Alihan Kuriş’in yönetime geçmesiyle yapının devasa bir şirketleşme ve holdingleşme sürecine girdiğini belirten Özgöker, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra tasfiye edilen FETÖ’nün bıraktığı alanlara bu yapının yerleştiğini ve iki örgüt arasında karşılıklı bir geçişkenlik yaşandığını kaydetmiştir. Geçmişte Almanya ve Avrupa’daki gurbetçilerden toplanan paraların Türkiye’deki faaliyetlere harcanırken, son yıllarda tam tersine Türkiye’deki kaynakların paravan şirketler, gayrimenkuller ve kuyumculuk ağı üzerinden Almanya başta olmak üzere yurt dışına kaçırıldığını vurgulamıştır.
Gıda ve inşaat gibi temel sektörlerde kurulan şirketlerin tekel gücünü kullanarak piyasa fiyatlarıyla oynadığına dikkat çeken Prof. Dr. Uğur Özgöker, ayçiçek yağı, şeker, beyaz et ve kırmızı et gibi stratejik ürünlerdeki fahiş artışların suni bir kriz oluşturma amacı taşıdığını dile getirmiştir. Bu tekelci kartel yapılarının stokçuluk yaparak halkı canından bezdirmeyi ve toplumsal huzursuzluk üzerinden siyasi iktidarı yıpratmayı hedeflediğini belirten Özgöker, Rekabet Kurumu ve ilgili bakanlıkların bu tekelleşmelerin üzerine kararlılıkla gitmesi gerektiğini savunmuştur. Yurt dışına aktarılan devasa kaynakların takibi konusunda Almanya’nın OECD ve Avrupa Birliği mali disiplin kuralları gereği Türkiye’ye hesap hareketlerini vermek zorunda kalacağını ifade eden Özgöker, tarihte Al Capone’un cinayetlerden değil vergi kaçakçılığından yakalandığı gibi bu para trafiğinin de vergi ve kara para aklama mevzuatı üzerinden aydınlatılacağını eklemiştir.
Küresel güçlerin ve yabancı istihbarat servislerinin din istismarı üzerinden yürüttüğü projelere değinen Özgöker, emperyalist odakların insanları milli, dini ve ailevi değerlerinden kopararak atomize, materyalist ve kolay yönlendirilebilir piyonlara dönüştürmek istediğini belirtmiştir. 1970’lerdeki Yeşil Kuşak stratejisiyle başlayan sürecin ardından DEAŞ, El-Kaide ve Taliban gibi örgütlerin Batı merkezli istihbarat yapıları eliyle kurdurularak İslamiyet’i terörle özdeşleştirme gayretine girildiğini ifade eden Özgöker; Moon Tarikatı, Tanrı’nın Çocukları ve FETÖ gibi yapıların da arkasında benzer bir istihbarat aklının (CIA, MI6, BND) bulunduğunu kaydetmiştir. Batı toplumlarında bireyselleşme ve inançsızlık hızla yayılırken İslamiyet’in dinamizmini korumasının küresel odakları rahatsız ettiğini, bu nedenle dijital mecralar ve algoritmalar vasıtasıyla sistematik bir inançsızlaştırma ve ahlaki yozlaşma propagandası yürütüldüğünü savunmuştur.
2025 yılı vergi rekortmenleri listesinde Baykar yöneticileri Selçuk Bayraktar ve Haluk Bayraktar’ın ilk iki sırayı almasını tarihi bir eşik olarak niteleyen Prof. Dr. Uğur Özgöker, geleneksel sermaye gruplarının gayrimenkul ve faiz gibi faaliyet dışı gelirlerle listeye girmesine karşın Baykar’ın tamamen yerli üretim ve yüzde 90’ı aşan ihracat başarısıyla devlete doğrudan katma değer sunduğunu belirtmiştir. 1952 yılında NATO’ya girilmesinin ardından ABD’nin Türk uçak fabrikalarını kapatarak ülkeyi dışa bağımlı kıldığını, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nda Türk jetlerinin lastik yokluğundan havalanamadığını ve bu krizin Muammer Kaddafi’nin desteğiyle aşıldığını anımsatan Özgöker; ardından kurulan Aselsan, Havelsan, Roketsan ve Petlas ile bağımsızlık yolunun açıldığını ifade etmiştir. Kendi silahını üretemeyen ülkelerin bağımsız kalamayacağını vurgulayan Özgöker, Baykar’ın geliştirdiği SİHA teknolojileriyle dünyada harp doktrinlerini değiştirdiğini ve Türkiye’yi küresel bir aktör haline getirdiğini dile getirmiştir.
Ekonomik büyümenin sadece hizmet ve ticaret sektörleriyle sürdürülemeyeceğini, kalkınmanın temel motorunun sanayi ve üretim olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Uğur Özgöker, ekonominin yüzde 75 oranında hizmet sektörüne dayanmasının büyük kırılganlıklar yarattığını ifade etmiştir. Tamamen ticaret ve hizmet sektörüne dayalı bir büyüme modeli izleyen Dubai örneğini veren Özgöker, bölgede patlak veren kriz ve füzelerin ardından tek bir günde Dubai’den 300 milyar dolarlık sermayenin kaçtığını, otellerin ve dükkanların boşalarak ekonominin kilitlendiğini aktarmıştır. Türkiye’nin gerçek manada bir sanayi devrimine ve üretim inkılabına ihtiyacı olduğunu belirten Özgöker, savunma sanayiinin yarattığı yüz binlerce nitelikli istihdam, tersine beyin göçü ve ileri teknoloji ekosisteminin tüm Türk sanayisi için bir kaldıraç görevi göreceğini sözlerine eklemiştir.