Prof. Dr. Uğur Özgöker, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında Hürmüz Boğazı ekseninde tırmanan askeri gerilimi “masayı devirmeden çatışma” stratejisi olarak nitelendirmiştir. Bu krizde İran içindeki siyasi dinamiklere ve karar alıcı mekanizmalara dikkat çeken Özgöker, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi gibi isimlerin temsil ettiği ılımlı ve reformist yapının aslında barış ve uzlaşıdan yana olduğunu savunmuştur. İran’ın askeri anlamda direnç göstererek bir metrekare dahi toprağını işgal ettirmediğini ve bu yönüyle savaşı kaybetmediğini belirten Özgöker, ancak Devrim Muhafızları Ordusu’nun kendi siyasi ve ekonomik iktidarını korumak adına barış süreçlerini baltaladığını ve gerilimi tırmandırdığını ifade etmiştir.
Devrim Muhafızları Ordusu’nun İran içerisinde sadece paralel bir askeri güç değil, aynı zamanda ekonomiyi, bürokrasiyi ve petrol-petrokimya tesislerini kontrol eden devasa bir paralel devlet yapısına dönüştüğünü söyleyen Özgöker, bu kliğin iktidardan uzaklaştırılmadığı sürece bölgedeki istikrarsızlığın sona ermeyeceğini vurgulamıştır. Savaş ve ambargo şartları nedeniyle İran’ın gayrisafi yurt içi hasılasının son dönemde 400 milyar dolardan 300 milyar dolara gerilediğini ve halkın her geçen gün fakirleştiğini belirten Özgöker, Türkiye’nin petrol ve doğal gaz gibi kaynakları olmamasına rağmen doğru yönetimle İran’dan katbekat daha fazla ekonomik büyüklüğe ulaştığını hatırlatmıştır. Özgöker, halkın bu zor şartlarına rağmen Devrim Muhafızları komutanlarının ve elit tabakanın lüks içinde yaşadığına, çocuklarının Paris gibi Batı merkezlerinde hayat sürdüğüne dikkat çekerek, bu gerilim ikliminin en çok içerideki bu kliklerin ve dışarıda katil Siyonist Binyamin Netanyahu yönetiminin işine yaradığını dile getirmiştir.
Uluslararası savunma sanayii ve teknoloji dönüşümüne de değinen Prof. Dr. Uğur Özgöker, Türkiye’nin son on yılda attığı stratejik adımlarla savunma sanayiinde küresel bir güç haline geldiğini ifade etmiştir. Muhalefetin geçmişte yerli üretim hamlelerine karşı sergilediği vizyonsuz tutumu eleştiren Özgöker, Baykar tarafından geliştirilen insansız savaş uçağı Kızılelma’nın ve Roketsan’ın süpersonik füze testlerinin Türkiye’nin geldiği Şampiyonlar Ligi seviyesini somutlaştırdığını belirtmiştir. Kaan savaş uçağının yerli ve milli motorunun en geç 2031 yılında envantere gireceğini açıklayan Özgöker, şu an yürütülen geçici motor tedarik süreçlerinin Türkiye’yi dışa bağımlı kılmadığını, aksine risk yönetiminin bir parçası olduğunu kaydetmiştir. Özgöker, Türkiye’nin artık bölgesel bir güç olmanın ötesine geçerek küresel güç dengelerini şekillendiren, savunma sanayii ihracatında dünyada dokuzuncu sıraya yerleşen ve Fransa gibi devleri zorlayan bir konuma ulaştığını vurgulamıştır.
Tarihsel bir kıyaslama yaparak Türkiye’nin savunma sanayindeki bağımsızlık mücadelesinin köklerine inen Özgöker, 1952 yılında NATO’ya girilmesinin ardından ABD’nin Türkiye’deki askeri imalat dairesini işlevsiz hale getirdiğini ve ülkeyi tamamen kendine bağımlı kılmaya çalıştığını ifade etmiştir. 1964 yılındaki Johnson Mektubu ve ardından gelen 1974 Kıbrıs Ambargosu döneminde Türkiye’nin uçak lastiği dahi üretemediğini, Kıbrıs Barış Harekatı’nda dönen jetlerin lastik yokluğundan tekrar kalkamadığını ve bu lojistik krizi o dönem Libya lideri Muammer Kaddafi’nin gönderdiği lastik desteğinin çözdüğünü hatırlatmıştır. Bu acı tecrübelerden ders çıkarılarak Petlas, Aselsan, Havelsan ve Roketsan gibi milli kurumların temellerinin atıldığını belirten Özgöker, kötü komşunun Türkiye’yi ev ve teknoloji sahibi yaptığını, bugün ise yazılımı tamamen kendisine ait olan insansız sistemlerle dünya pazarının en büyük aktörlerinden biri haline geldiğini söylemiştir.
Konuşmasının son bölümünde 15 Temmuz hain darbe girişiminin onuncu yıl dönümü vesilesiyle tarihi değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Uğur Özgöker, bu kalkışmanın Washington ve Brüksel merkezli şer odaklarının Türkiye’nin egemenliğini yok etmek amacıyla yerli piyonlara yaptırdığı küresel bir kumpas olduğunu vurgulamıştır. Tıpkı 15 Temmuz 1974’te Kıbrıs’ta Türk varlığını imha etmek amacıyla yapılan Enosis darbesinin Kıbrıs Barış Harekatı ile Türk milletinin lehine tarihi bir zafere dönüştürülmesi gibi, 2016’daki darbe girişiminin de millilik ve yerlilik anlamında büyük bir uyanış doğurduğunu ifade etmiştir. FETÖ’nün ordu içerisindeki en nitelikli ve liyakatli subayları Ergenekon ve Balyoz gibi kumpaslarla tasfiye ederek üst komuta kademesini felç etmeyi amaçladığını belirten Özgöker, Türk milletinin ve sivil iradenin bu şeytani aklı çıplak elleriyle püskürterek küllerinden yeniden doğduğunu ve darbenin hemen ardından sınır ötesinde terör koridorunu parçalayan muazzam operasyonlara imza attığını belirterek sözlerini tamamlamıştır.