Prof. Dr. Uğur Özgöker, katıldığı televizyon programında Orta Doğu’da 40 günü aşan savaşı ve küresel yankılarını derinlemesine analiz ederek bölgenin geleceğine dair stratejik bir yol haritası sundu. Özgöker, bölgedeki İran, İsrail ve ABD arasındaki gerilimin sadece askeri bir çatışma değil, aynı zamanda yeni bir dünya düzeninin kurulma sancısı olduğunu vurguladı. Savaşın geldiği noktada güç dengelerinin yeniden tanımlandığını belirten Özgöker, bu sürecin kazanan ve kaybedenlerini rasyonel bir perspektifle değerlendirdi.
ABD’nin bu sürece dahil olma şeklini eleştiren Prof. Dr. Uğur Özgöker, Başkan Trump’ın aslında bu savaşı istemediğini ancak İsrail Başbakanı Netanyahu’nun baskı ve şantaj politikaları sonucu bu yola itildiğini savundu. Özgöker’e göre, ABD mevcut İran rejiminden ekonomik olarak besleniyordu ve rejim değişikliği hedefi gerçekçi bir temelden yoksundu. Bu süreçte Amerikan vergi mükelleflerinin milyarlarca dolarının bölgeye gömüldüğünü ve ABD’nin Körfez müttefikleri nezdindeki güvenilirliğinin ciddi şekilde sarsıldığını ifade etti.
İran’ın direnç kapasitesini analiz eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, 3.000 yıllık bir devlet geleneğinin dış saldırılarla kolayca yıkılamayacağını belirtti. Özgöker, İran halkının rejim karşıtı kesimlerinin dahi vatan savunması söz konusu olduğunda devletinin etrafında kenetlendiğini ve bu durumun emperyalist güçlerin “hızlı zafer” beklentisini boşa çıkardığını ifade etti. İran’ın sahadaki askeri direnciyle müzakere masasında elini güçlendirdiğini ve psikolojik üstünlüğü koruduğunu dile getirdi.
Hürmüz Boğazı’nın bir “stratejik düğüm” haline geldiğini söyleyen Prof. Dr. Uğur Özgöker, bu bölgedeki kilitlenmenin küresel enerji arzını ve dünya ekonomisini felç etme potansiyeli taşıdığını vurguladı. Özgöker, İran’ın boğaz üzerinden talep ettiği geçiş ücretlerinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu hatırlatırken, bu kozun aslında ABD ve Batılı müttefiklerine karşı en büyük diplomatik silah olarak kullanıldığını belirtti. Enerji fiyatlarındaki artışın faturasının tüm dünyaya kesildiğine dikkat çekti.
Türkiye’nin bölgedeki dengeleyici rolüne özel bir vurgu yapan Prof. Dr. Uğur Özgöker, Ankara’nın rasyonel devlet aklıyla Şii-Sünni kutuplaşmasının önüne geçen yegane güç olduğunu belirtti. Özgöker, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yürüttüğü “insanlık ittifakı” vizyonunun ve bölge devletleri arasındaki mekik diplomasisinin siyonist planları boşa çıkarma konusundaki kararlılığını altını çizdi. Türkiye’nin hem askeri gücü hem de diplomatik tecrübesiyle bölge barışının anahtarı olduğunu savundu.
Son olarak İslamabat müzakerelerini ve ateşkes sürecini değerlendiren Prof. Dr. Uğur Özgöker, bu sürecin oldukça kırılgan bir sükunet dönemi olduğunu ifade etti. Özgöker, kalıcı barışın tek güvenilir adresinin rasyonel diplomasinin merkezi olan İstanbul olduğunu savunarak, bölgesel istikrarın ancak bölge devletlerinin ortak iradesi ve emperyalist müdahalelerden arındırılmış bir iş birliğiyle sağlanabileceği mesajını vererek analizini tamamladı.