Prof. Dr. Uğur Özgöker, katıldığı televizyon programında Orta Doğu’da devam eden ve küresel bir krize dönüşen İran-İsrail-ABD gerilimini stratejik, ekonomik ve hukuki boyutlarıyla derinlemesine analiz etti. Savaşın geldiği noktada çatışmaların sadece askeri bir boyutta kalmadığını, dünya enerji arzının kalbi olan Hürmüz Boğazı üzerinden küresel bir sistem hesaplaşmasına dönüştüğünü vurgulayan Özgöker, bu sürecin kazanan ve kaybedenlerini rasyonel bir perspektifle değerlendirdi.

Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının dünya ekonomisi üzerinde bir “enflasyonist tsunami” etkisi yaratacağı uyarısında bulunan Prof. Dr. Uğur Özgöker, uluslararası deniz hukukuna göre doğal su yollarının tüm dünyaya açık olması gerektiğini hatırlattı. Boğazın kontrolü ve geçiş ücreti tartışmalarının aslında petrol-dolar sisteminin sorgulandığı yeni bir dünya düzenine işaret ettiğini belirten Özgöker, enerji yollarındaki bu kilitlenmenin özellikle Batı ve Asya ekonomilerini felç etme potansiyeli taşıdığına dikkat çekti.

Siyasi aktörlerin motivasyonlarını yorumlayan Prof. Dr. Uğur Özgöker, ABD Başkanı Donald Trump’ın aslında İran rejiminden ekonomik olarak beslendiğini ancak İsrail Başbakanı Netanyahu’nun baskı ve şantaj politikaları sonucu bu çatışmaya sürüklendiğini savundu. Özgöker, Trump’ın “medeniyeti yok etme” tehditlerinden çark ederek müzakere masasına oturma çabasını, ABD’nin bölgedeki stratejik sıkışmışlığı ve onurlu bir çıkış arayışı olarak niteledi. Bu süreçte asıl kaybedenin itibarını yitiren ABD yönetimi ve güvenliği sarsılan Körfez ülkeleri olduğunu ifade etti.

İran’ın direnme kapasitesine özel bir vurgu yapan Prof. Dr. Uğur Özgöker, 3.000 yıllık kadim bir devlet geleneğine sahip olan İran halkının, dış saldırılar karşısında rejimden bağımsız olarak vatan savunması etrafında kenetlendiğini belirtti. Liderlik kademesinde yaşanan kayıplara rağmen sistemin ayakta kalmasının ve “mozaik savunma” stratejisinin ABD ve İsrail’in “hızlı zafer” hesaplarını bozduğunu dile getiren Özgöker, sahadaki askeri gerçekliğin kağıt üzerindeki planlardan çok farklı işlediğini vurguladı.

Türkiye’nin bölgedeki dengeleyici rolünün hayati önem taşıdığını savunan Prof. Dr. Uğur Özgöker, Ankara’nın rasyonel devlet aklıyla Şii-Sünni kutuplaşmasının önüne geçen yegane güç olduğunu belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yürüttüğü mekik diplomasisinin ve Pakistan ile olan iş birliğinin barış için bir fırsat penceresi sunduğunu ifade eden Özgöker, kalıcı barışın ancak emperyalist müdahalelerden arındırılmış bölgesel bir ittifakla mümkün olabileceğini ve barış masasının tek gerçekçi adresinin İstanbul olduğunu hatırlattı.

Sonuç olarak Prof. Dr. Uğur Özgöker, Orta Doğu’daki bu kanlı sürecin askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini, çözümün ancak sağduyu ve rasyonel diplomaside yattığını belirtti. Trump’ın içine düştüğü stratejik çıkmazdan kurtulabilmesi için bölge halklarının onurunu kırmayan bir orta yol bulunmasının zorunlu olduğunu ifade eden Özgöker, Türkiye’nin hem askeri gücü hem de diplomatik tecrübesiyle bölgesel barışın teminatı olmaya devam edeceği öngörüsüyle analizini tamamladı.