Prof. Dr. Uğur Özgöker, katıldığı televizyon programında Orta Doğu’da 70 günü geride bırakan İran-İsrail-ABD gerilimini ve barışın kapısını aralayan “İslamabat Mutabakatı”nı stratejik derinliğiyle masaya yatırdı. Savaşın geldiği bu kritik aşamada, ağır bombardımanların yerini diplomatik pazarlıklara bıraktığını belirten Özgöker, bu sürecin sadece bir ateşkes değil, küresel güç dengelerinin yeniden tanımlandığı bir sistem hesaplaşması olduğunu vurguladı. Trump yönetiminin sert retoriğinden geri adım atarak masaya oturmasını, ABD’nin bölgedeki stratejik sıkışmışlığının ve onurlu bir çıkış arayışının somut bir yansıması olarak değerlendirdi.

Siyasi perspektifte, İslamabat Mutabakatı’nın Donald Trump için bir “çıkış bileti” işlevi gördüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Uğur Özgöker, Amerikan iç siyasetindeki enflasyon baskısı ve artan benzin fiyatlarının Beyaz Saray’ı diplomasiye mecbur bıraktığını ifade etti. Özgöker’e göre Trump, bu mutabakat sayesinde hem bir “başarı hikayesi” yazarak bölgedeki askeri maliyetlerden kurtulmayı hem de küresel enerji piyasalarını sakinleştirmeyi hedefliyor. Ancak bu sürecin başarısının, sahadaki aktörlerin samimiyetine ve emperyalist müdahalelerin sınırlanmasına bağlı olduğunun altını çizdi.

İran’ın direnç kapasitesini analiz eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, 3.000 yıllık kadim devlet geleneğine sahip olan Tahran’ın, maruz kaldığı ağır saldırılara rağmen toprak bütünlüğünü korumayı başardığını belirtti. Özgöker, İran rejiminin içindeki “şahinler” ve “pragmatistler” arasındaki denge arayışının müzakere masasında elini güçlendirdiğini ifade etti. Özellikle Hürmüz Boğazı üzerindeki hakimiyetin bir ekonomik silah olarak kullanılmasının, Batı dünyasını bir “enflasyonist tsunami” korkusuyla yüzleştirdiğini ve rasyonel diplomasiyi tek seçenek haline getirdiğini savundu.

Barışın önündeki en büyük engel olarak İsrail Başbakanı Netanyahu’nun tutumuna işaret eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, siyonist yönetimin kendi siyasi bekası ve yargılanma korkusu nedeniyle savaşı tırmandırma arzusunda olduğunu dile getirdi. Netanyahu’nun Lübnan cephesini ateşleyerek İslamabat’taki barış zeminini sabote etmeye çalıştığını belirten Özgöker, kalıcı bir huzurun ancak İsrail’in yayılmacı politikalarının uluslararası toplum tarafından dizginlenmesiyle mümkün olabileceği uyarısında bulundu.

Diplomatik çözüm yollarında Türkiye ve Pakistan’ın üstlendiği merkezi role vurgu yapan Prof. Dr. Uğur Özgöker, Ankara’nın rasyonel devlet aklıyla bölgedeki mezhepsel kutuplaşmaların önüne geçen yegane güç olduğunu belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yürüttüğü mekik diplomasisinin tarafları ortak bir zeminde buluşturduğunu ifade eden Özgöker, barışın nihai adresinin her zaman olduğu gibi rasyonel diplomasinin merkezi olan İstanbul olması gerektiğini savundu. Türkiye’nin stratejik aklının, Orta Doğu’nun bu kaotik dönemden çıkışı için tek gerçekçi rehber olduğunu hatırlattı.

Sonuç olarak Prof. Dr. Uğur Özgöker, Orta Doğu’daki bu kanlı sürecin askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini, çözümün ancak sağduyulu bir bölgesel iş birliğiyle inşa edilebileceğini belirtti. İslamabat Mutabakatı’nın küresel sistemde çok kutupluluğun tescili anlamına geldiğini ifade eden Özgöker, bölge halklarının onurunu ve egemenlik haklarını koruyan bir barışın dünya barışı için hayati önem taşıdığını vurgulayarak analizini tamamladı.