Orta Doğu’da “Barış” mı, Yeni Bir Düzen mi? İslamabat Sonrası Stratejik Analiz

Prof. Dr. Uğur Özgöker, katıldığı televizyon programında Orta Doğu’da yaklaşık iki aydır devam eden ve küresel dengeleri sarsan İran-İsrail-ABD geriliminin “İslamabat Mutabakatı” ile evrildiği yeni aşamayı derinlemesine analiz etti. Özgöker, bu sürecin sadece bir ateşkes olmadığını, aksine Batı hegemonyasının bölgedeki “güvenlik şemsiyesi” imajının çatladığı tarihi bir dönüm noktası olduğunu belirtti. ABD Başkanı Donald Trump’ın “zafer” ilan ederek bölgeden diplomatik bir geri çekilme arayışında olduğunu ifade eden Özgöker, sahadaki gerçekliğin bir “mutlak galip”ten ziyade, stratejik bir yorgunluğa işaret ettiğini vurguladı.

Savaşın bilançosunu “kazananlar ve kaybedenler” perspektifinden değerlendiren Prof. Dr. Uğur Özgöker, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun bu süreçten en büyük yarayı alan liderlerden biri olduğunu savundu. İsrail medyasında yer alan “aslan kükremesinden kedi mırlamasına” şeklindeki eleştirilere atıfta bulunan Özgöker, Netanyahu’nun barış masasında yer almadığı bir denklemde kendi siyasi bekası için çatışmayı Lübnan üzerinden sürdürmeye çalıştığına dikkat çekti. Özgöker’e göre, ABD’nin İsrail’e olan koşulsuz desteği, ekonomik maliyetler ve küresel enerji krizi riski nedeniyle ilk kez bu denli ciddi bir sorgulama sürecine girdi.

İran’ın direnç kapasitesini analiz eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, 3.000 yıllık kadim devlet geleneğine sahip olan Tahran’ın, maruz kaldığı ağır bombardımanlara rağmen bir metre toprak kaybetmemesini büyük bir diplomatik direnç olarak niteledi. Özgöker, İran halkının dış müdahaleler karşısında rejimden bağımsız olarak milli bir bilinçle kenetlendiğini ve bu durumun emperyalist odakların “hızlı rejim değişikliği” planlarını boşa çıkardığını belirtti. Özellikle Hürmüz Boğazı kartının İran tarafından bir “stratejik boğma” unsuru olarak başarıyla kullanılmasının, küresel piyasaları diplomasiye zorladığını ifade etti.

Ekonomik yansımalar ve enerji güvenliği konusuna özel bir parantez açan Prof. Dr. Uğur Özgöker, petrol fiyatlarındaki dalgalanmaların ve Hürmüz üzerindeki kontrol mücadelesinin dünya ekonomisi için bir “enflasyonist tsunami” tehdidi barındırdığını hatırlattı. Körfez ülkelerinin, ABD’nin kendilerini koruma kapasitesine dair yaşadığı güven bunalımına dikkat çeken Özgöker, bölgedeki sermaye akışının ve jeopolitik güven arayışının artık Türkiye, Pakistan ve Mısır gibi rasyonel bölgesel güçlere kaydığını dile getirdi.

Diplomatik çözüm yollarında Türkiye’nin üstlendiği dengeleyici role vurgu yapan Prof. Dr. Uğur Özgöker, Ankara’nın rasyonel devlet aklıyla bölgedeki Şii-Sünni kutuplaşmasının önüne geçen yegane güç olduğunu belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yürüttüğü mekik diplomasisinin ve “İnsanlık İttifakı” vizyonunun siyonist planları sınırlamadaki etkisine değinen Özgöker, kalıcı barışın ancak emperyalist müdahalelerden arındırılmış bölgesel bir iş birliğiyle mümkün olabileceğini savundu.

Sonuç olarak Prof. Dr. Uğur Özgöker, Orta Doğu’da silahların susmasının ardından başlayacak olan asıl mücadelenin “müzakere masasında” verileceğini belirtti. Çok kutuplu dünya düzeninin bu kaotik dönemden çıkacak diplomatik başarılarla şekilleneceğini ifade eden Özgöker, Türkiye’nin bu süreçte sadece bir arabulucu değil, bölgenin istikrarını koruyan bir oyun kurucu olarak kalmaya devam edeceğini vurgulayarak analizini tamamladı.