Prof. Dr. Uğur Özgöker, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen Terörsüz Türkiye çerçeve yasasının tarihi bir nitelik taşıdığını ve Türkiye’nin terörü kendi iç dinamikleriyle sıfırlayarak küresel boyutta bir başarıya imza attığını belirtmiştir. Yaklaşık 47 yıldır devam eden terörün Türkiye’ye 4 trilyon dolarlık bir ekonomik kayıp yaşattığını ve 50 bini aşkın cana mal olduğunu vurgulayan Özgöker, bu kaynakların ekonomide kalması durumunda Türkiye’nin gelişmiş Batı ülkeleri seviyesine ulaşacağını dile getirmiştir. Yasanın teröristlere bir af getirmediğini, aksine 27 farklı yabancı devletin yönlendirdiği terör yapılanmalarının tasfiye edilmesini ve Diyarbakır annelerinin kandırılan çocuklarının topluma kazandırılmasını sağladığını kaydetmiştir.

CHP’den ayrılan milletvekillerinin kurduğu Yeni Parti sürecini siyaset bilimi açısından değerlendiren Uğur Özgöker, bu yapının henüz “partileşememiş” ve prematüre bir hareket olduğunu, ideolojik bir ilkeden ziyade konjonktürel bir menfaat birliğine dayandığını savunmuştur. Meclis oylamasında bağlayıcı bir grup kararı dahi alamayan ve grubunu serbest bırakmak zorunda kalan bir siyasi yönetimin parti disiplininden ve liderlik vasfından yoksun olduğunu ifade eden Özgöker, bu ikircikli tutumun partiyi kendi içinde bölünmeye sürükleyeceğini belirtmiştir. Özgöker, CHP tarihindeki bağlayıcı grup kararı geleneklerini hatırlatarak, tabanı ve net bir çizgisi olmayan bu tür yapıların kısa süre içerisinde siyaset sahnesinden silineceğini öne sürmüştür.

Tarihsel bir perspektif sunan Prof. Dr. Uğur Özgöker, 1925’teki Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve 1930’daki Serbest Cumhuriyet Fırkası’ndan başlayarak, 1946’da CHP içinden doğan Demokrat Parti, Cumhuriyetçi Güven Partisi, Demokratik Sol Parti, İsmail Cem’in Yeni Türkiye Partisi, Anadolu Partisi, Yenilik Partisi, Türkiye Değişim Partisi ve Memleket Partisi örneklerini sıralamıştır. 2002 yılında İsmail Cem liderliğinde kurulan Yeni Türkiye Partisi’nin de medya tarafından büyük rüzgarlarla %30 oy alacak gibi parlatıldığını ancak sandıktan %0.9 ile çıktığını hatırlatan Özgöker, ana gövdeden ve kurumsal kimlikten kopan bu tip hareketlerin balon gibi patlayacağını ve Yeni Parti’ye geçen vekillerin çoğunun tıpış tıpış eski partilerine geri dönmek zorunda kalacağını kaydetmiştir.

Türkiye’nin sadece kendi sınırları içinde değil, Kafkaslar, Balkanlar, Suriye, Irak ve Libya’da sağladığı istikrar ile küresel bir güven alanı yarattığını ifade eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, Avusturya gibi Türkiye karşıtlığıyla bilinen ülkelerin dahi Ankara’nın bu kilit rolünü kabullenmek zorunda kaldığını vurgulamıştır. Avrupa Birliği ile yürütülen vize serbestliği görüşmelerindeki 6 siyasi kriterden en önemlisinin Terörle Mücadele Kanunu olduğunu hatırlatan Özgöker, Meclis’ten geçen bu yasal düzenleme ile Avrupa yönündeki diplomatik tıkanıklıkların da aşıldığını dile getirmiştir. Özgöker, Türkiye karşıtı uluslararası lobilerin dahi artık bölgesel güvenliğin Türkiye’siz inşa edilemeyeceğini kavramak durumunda kaldığını eklemiştir.

Türkiye’nin 2016-2026 yılları arasındaki 10 yıllık güvenlik dönüşümünü özetleyen Özgöker, 1952’de NATO’ya girilmesiyle dışa bağımlı kılınan savunma sanayiinin 1974 Kıbrıs Ambargosu sonrası atılan adımlarla (Aselsan, Havelsan, Roketsan, Petlas) millileştiğini ve bugün dünyada 9. büyük silah ihracatçısı konumuna yükseldiğini belirtmiştir. 2019 yılında Libya ile yapılan Doğu Akdeniz Deniz Yetki Alanları Anlaşması’nın Lozan’dan sonraki en kritik diplomatik zafer olduğunu söyleyen Özgöker, Mavi Vatan haklarının korunduğunu vurgulamıştır. Son olarak Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında kurulan Mekke İttifakı’nın Ortadoğu’nun NATO’su niteliğinde olduğunu belirten Özgöker, 1949’da kurulan NATO nasıl Sovyetler Birliği’nin ilerleyişini durdurduysa, bu yeni ittifakın da katil İsrail’in bölgedeki işgallerini ve yayılmacılığını kesin olarak durduracağını ifade etmiştir.