Prof. Dr. Uğur Özgöker, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde İsrail daimi temsilcisinin Türkiye’nin Suriye’deki varlığı ile İsrail’in işgal ettiği tampon bölgeyi kıyaslayan iddialarını değerlendirirken, bu yaklaşımın “elmayla armudu toplamak” olduğunu belirtti. Türkiye’nin Suriye’de işgalci olmadığını, Birleşmiş Milletler ve tüm dünyanın tanıdığı meşru Şam hükümetinin (Ahmed eş-Şara yönetimi) açık izni ve davetiyle sahada bulunduğunu vurgulayan Özgöker; Türkiye’nin 10 yılı aşkın süre 4 milyondan fazla Suriyeliye kucak açtığını ve toprak bütünlüğünü savunduğunu kaydetti. Buna karşılık İsrail’in hiçbir güvenlik tehdidi bulunmamasına rağmen Suriye topraklarını işgal ettiğini hatırlatan Özgöker, Tel Aviv yönetiminin 1967 yılından bu yana bağlayıcı nitelikteki Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına tamamen aykırı biçimde Golan Tepeleri’ndeki hukuksuz işgalini sürdürdüğünü ifade etti.
Suriye genelinde Sermeda, Dmeyr, Ayyash ve son olarak Halep’teki mühimmat depolarında ardı ardına yaşanan gizemli patlamaların tesadüf olamayacağını dile getiren Prof. Dr. Uğur Özgöker, bu sabotajların arkasında doğrudan İsrail’in bulunduğunu söyledi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun kendi ülkesinde yolsuzluk ve adi suçlardan yargılandığını ve dokunulmazlığını kaybetmemek adına seçimleri erteletmek için sürekli suni krizlerden ve savaştan beslendiğini belirten Özgöker; askeri depoların hava saldırısı ya da dronlarla vurulması halinde radar izlerinin ortaya çıkacağını, bu nedenle İsrail’in sahadaki operasyonlarını gizli istihbarat ve iç sabotaj yöntemleriyle yürüttüğünü aktardı.
İsrail’in Suriye sahasında kullandığı vekil unsurlara dikkat çeken Prof. Dr. Uğur Özgöker, 60 yıl boyunca iktidarda kalan eski Baas rejiminin bürokrasideki Nusayri kalıntılarının yanı sıra güneydeki Süveyda ve Golan hattında yaşayan bazı Dürzi grupların İsrail tarafından yönlendirildiğini belirtti. 1967’den beri işgal altındaki Golan’da yaşayan 40 bin Dürzinin İsrail vatandaşı yapıldığını ve İsrail ordusunda görev aldığını hatırlatan Özgöker; Şam hükümetinin zayıflatılması için iç çatışma dinamiklerinin tetiklenmek istendiğini, ancak Türkiye’nin kararlı duruşu sayesinde SDG/YPG unsurlarının Şam’a entegre olmasıyla Suriye’nin petrol, baraj ve tarım kaynaklarını barındıran stratejik coğrafyasının yeniden merkezi otoriteye kazandırıldığını vurguladı.
Programın ikinci bölümünde Ege ve Doğu Akdeniz’deki gelişmeleri değerlendiren Prof. Dr. Uğur Özgöker, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in 12 mil konusundaki açıklamalarını analiz etti. Miçotakis’in “uygun şartlar oluştuğunda 12 mil hakkımızı kullanacağız” itirafıyla 30 yıldır Harp Akademilerinde anlattıkları senaryoları doğruladığını belirten Özgöker; Atina’nın Türkiye’nin siyasi, askeri veya ekonomik açıdan zayıf düşeceği bir anı kolladığını dile getirdi. Adalar Denizi’nin yarı kapalı bir deniz olması sebebiyle 1958 Cenevre ve 1982 Montego Bay sözleşmelerindeki 12 mil sınırının burada uygulanamayacağını kaydeden Özgöker, TBMM’nin 1995 yılında oy birliğiyle aldığı “casus belli” (savaş sebebi) kararının Türkiye’nin ana karasını karasularına hapsettirmeme yönündeki tavizsiz iradesi olduğunu söyledi.
Yunanistan’ın Meis ve diğer adalar üzerinden Sevilla Haritası ile Türkiye’yi Antalya Körfezi’ne hapsetme girişimlerine değinen Prof. Dr. Uğur Özgöker, uluslararası deniz hukukunda anakaraların haklarının adalardan üstün tutulduğunu ve İngiltere-Fransa arasındaki Manş Denizi Channel Adaları davasında da adaların deniz yetki alanlarının kısıtlandığının tescillendiğini hatırlattı. 1923 Lozan ve 1947 Paris Barış Antlaşmaları gereğince adaların silahsızlandırılmış olma şartıyla devredildiğini vurgulayan Özgöker; 1999 Helsinki Zirvesi’nde yapılan diplomatik hatalar neticesinde Kıbrıs Rum Kesimi’nin anayasasına aykırı şekilde tek taraflı olarak AB’ye alındığını, bugün ise Yunanistan’ın bu durumu istismar ederek hukuksuzluğu kurumsallaştırmaya çalıştığını aktardı.
Son olarak Yunanistan’ın uluslararası alanda soykırım suçlamalarıyla yalnızlaşan İsrail ile savunma iş birliklerine girişmesini değerlendiren Prof. Dr. Özgöker, Atina’nın “Aşil Kalkanı” gibi hava savunma projeleri ve ortak deniz tatbikatlarıyla sahte bir özgüven geliştirdiğini kaydetti. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Doğu Akdeniz ve Ege’de icra ettiği kapsamlı hava ve deniz eğitimleriyle sahadaki üstünlüğünü koruduğunu belirten Özgöker; Tunceli’den Söke’ye intikal ettirilen 51. Komando Tugayı’nın caydırıcı gücüne işaret ederek, Türkiye’nin yüzde 80’i aşan yerli savunma sanayisi ve bölgesel diplomatik ağırlığı karşısında Yunanistan’ın hiçbir emrivakisinin başarıya ulaşamayacağını ifade etti.