Prof. Dr. Uğur Özgöker, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın CHP’den istifa ederek bağımsız kalma kararını değerlendirirken, bir belediye başkanının kendi partisi dışındaki bir genel başkana bilgi vermesinin siyasi etik kurallarıyla bağdaşmadığını belirtti. Yavaş’ın bağımsız kalarak belediye iktisadi teşekkülleri, ihaleler ve zoraki kadrolaşma üzerinden partiye ya da belirli isimlere kaynak aktarma baskısından kurtulduğunu ifade eden Özgöker; geçmişte Beypazarı’nda iki dönem MHP çatısı altında başarılı bir belediyecilik sergileyen Yavaş’ın cumhurbaşkanlığı adaylığı ihtimalinin zayıfladığını, verilen metro vaatlerinin yerine getirilememesi sebebiyle görev süresinin kalan kısmında merkezi hükümetin desteğini alabilmek adına Cumhur İttifakı’na katılabileceğini dile getirdi.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi’nin yapısına değinen Prof. Dr. Uğur Özgöker, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 12 yıl önce uluslararası ilişkiler literatürüne kazandırdığı “Dünya 5’ten büyüktür” ilkesinin ve reform çağrısının bugün çok sayıda ülke tarafından benimsendiğini kaydetti. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un küresel sistem eleştirilerini samimi bulmadığını vurgulayan Özgöker; Fransa’nın samimi olması halinde Güvenlik Konseyi’ndeki daimi üyelik ve veto yetkisinden feragat etmesi gerektiğini, veto mekanizması kaldırılmadıkça ve çoğunluk oyu esası getirilmedikçe Birleşmiş Milletler’in krizleri çözemeyeceğini ifade etti.

New York’taki diplomatik temasları analiz eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, Donald Trump başkanlığında toplanan Körfez Zirvesi’ne Türkiye’nin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davet edilmesini çok stratejik bir gelişme olarak yorumladı. Türkiye’nin bir Körfez ülkesi olmamasına rağmen masada adeta eş başkan ağırlığıyla yer aldığını ve Trump’ın Erdoğan’ı “işin patronu ve çetin ceviz” olarak nitelendirdiğini belirten Özgöker; Suriye meselesinde Golan Tepeleri’nin BMGK’nin 497 sayılı kararı doğrultusunda meşru Suriye toprağı olduğunu, ABD’nin bu karara veto koymadığını ve bölgenin pazarlık konusu yapılmasının büyük bir diplomatik gaf teşkil edeceğini söyledi.

İran ve Orta Doğu denklemindeki çatışmaları ele alan Prof. Dr. Özgöker, İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan ve sivil siyasetin barış arayışına karşılık, ekonomiyi ve orduyu denetleyen Devrim Muhafızları kanadının iktidarını koruma refleksiyle gerilimi sürdürmek istediğini aktardı. Binyamin Netanyahu ile bu radikal kanadın karşılıklı olarak birbirini beslediğini dile getiren Özgöker, Washington’ın Vietnam’da düştüğü stratejik hataya benzer şekilde İran’ı tek hamlede dize getirebileceğini zannettiğini, tırmanan krizin faturasını ise petrol fiyatlarının 110 dolara tırmanmasıyla tüm dünyanın ödediğini vurguladı.

Türkiye’nin uluslararası arenada üstlendiği stratejik rollere dikkat çeken Prof. Dr. Uğur Özgöker, NATO’nun konseptinin revize edildiği Ankara Zirvesi ile çevre ve ekonomi kurallarının yeniden belirleneceği Antalya’daki COP31 İklim Zirvesi’nin tarihi önemde olduğunu kaydetti. İklim politikalarının küresel bir karbon borsasına ve yeni vergilendirme mekanizmasına dönüştüğünü belirten Özgöker; ABD’nin Kyoto Antlaşması’ndan çekildiğini, Almanya’nın ise sıfır karbon taahhüdüne rağmen enerji krizinde kömür madenlerini yeniden açtığını hatırlatarak, sürecin Türkiye’nin kontrolünde şekillenmesinin hayati olduğunu dile getirdi.

Son olarak Rusya-Ukrayna savaşı ve Avrupa’daki güvenlik mimarisini değerlendiren Prof. Dr. Uğur Özgöker, Baltık Denizi’nde sıkışan Rusya’nın en kritik çıkış noktasının nükleer üs konumundaki Kaliningrad olduğunu ifade etti. Belarus ile Kaliningrad arasındaki Suvalki koridoru üzerinden yaşanabilecek bir krizde NATO’nun 5. maddesi işletilmek istense dahi Türkiye’nin doğrudan cepheye sürülmemesi gerektiğini belirten Özgöker; Türkiye’yi 60 yıldır Avrupa Birliği kapısında bekleten bir yapı uğruna savaşa girilemeyeceğini, geçmişte Fransa’nın yaptığı gibi gerekirse askeri kanattan çekilerek milli çıkarlar doğrultusunda bağımsız bir güvenlik politikası izlenmesi gerektiğini vurguladı.