Prof. Dr. Uğur Özgöker, katıldığı televizyon yayınında Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleştirilen Kongre ara seçimlerinin sonuçlarını, küresel enerji piyasalarındaki dengeleri ve oluşan yeni siyasi tablonun Türkiye-ABD ilişkilerine yansımalarını değerlendirdi. Seçim öncesinde yapılan kamuoyu araştırmalarının sonuçlarla birebir örtüştüğünü ve ABD’deki anket şirketlerinin doğru çalıştığının görüldüğünü belirten Prof. Dr. Uğur Özgöker, Donald Trump’ın bir önceki başkanlık seçimlerinde yaşanan Kongre baskını ve oyların çalındığı yönündeki itirazların aksine bu kez yenilgiyi hemen kabul ederek Demokratları tebrik etmesinin ve birlikte çalışacağını açıklamasının piyasalar açısından çok olumlu bir adım olduğunu ifade etti. Bu yapıcı açıklamanın ardından henüz resmi sonuçlar tam olarak açıklanmadan petrol fiyatlarının hızla düşüşe geçmesinin dünya ekonomisi adına sevindirici bir gelişme olduğunu söyledi.
Seçim sonuçlarını Süleyman Demirel’in “Tencerenin gönderemeyeceği hükümet yoktur” sözüyle analiz eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, geçmişte Bülent Ecevit’in Kıbrıs Barış Harekatı gibi tarihi bir başarıya imza atmasına rağmen enflasyon, hayat pahalılığı ve temel tüketim mallarındaki tedarik sıkıntıları nedeniyle seçimi kaybettiğini hatırlattı. ABD’de de benzin fiyatlarının galon başına 1,5 dolardan 5 dolara çıkmasının seçmenin cebini yaktığını ve Cumhuriyetçilere seçim kaybettirdiğini belirtti. Buna karşın Trump’ın isteseydi karşılıksız dolar basıp enflasyonu dış dünyaya ihraç ederek ve sübvansiyon uygulayarak benzin fiyatlarını 2-2,5 dolara indirebileceğini, ancak bu seçime bilerek asılmadığını vurguladı. Amerikan devlet sistemindeki “checks and balances” (denge ve denetleme) mekanizmasında yürütme yetkisinin doğrudan halkın seçtiği başkanda olduğunu, başkanın bakanları ve büyükelçileri atama dahil tüm icraatlarını Kongre’den bağımsız yürütebildiğini, Kongre’nin yalnızca yasama ve bütçe denetimi yetkisine sahip olduğunu anlattı. İlk başkanlık döneminde Meksika sınırına örmek istediği duvar için 5 milyar dolarlık bütçeyi Kongre’den geçiremeyen ve geçtiğimiz yıl savaş için 5-6 kez ek bütçe talep eden Trump’ın, 3 Ocak’ta yeni Kongre göreve başladıktan sonra savaş ve dış operasyonlar için ek bütçe alamayacağını kaydetti.
Trump’ın iç siyasette Kongre çoğunluğunu kaybetmeyi göze alırken uzun vadede ABD’nin küresel hegemonyasını yeniden tahkim ettiğine dikkat çeken Prof. Dr. Uğur Özgöker, Trump’ın desteklediği ve yakın çevresinin ortaklıklarının bulunduğu büyük petrol ve teknoloji tröstlerinin son iki yılda 150-200 milyar dolarlık rekor karlar elde ettiğini dile getirdi. Daha da önemlisi, dolar kullanmaktan vazgeçmeye başlayan ve kendi güvenlik mimarisini kurmak isteyen Batı Avrupa’nın yanı sıra Japonya, Güney Kore ve Çin’in bu enerji kriziyle birlikte yeniden ABD’ye bağımlı hale geldiğini ifade etti. Teksas, Alaska ve kaya gazı üretimiyle zaten dünyanın bir numaralı petrol ihracatçısı olan ABD’nin, dünyanın en büyük petrol rezervine sahip Venezuela’ya müdahale ederek enerji kaynaklarını kontrol altına aldığını, Rusya’dan doğalgaz alamayan ve Hürmüz Boğazı ile Süveyş Kanalı’ndaki tıkanıklık nedeniyle Orta Doğu’dan petrol tedarik edemeyen Avrupa’nın ABD’ye mecbur kaldığını belirtti. Ayrıca 80 yıldır savunmaya bütçe ayırmayan Almanya’nın tek bir yılda ayırdığı 125 milyar euroluk silahlanma bütçesinin 60 milyar eurosuyla ABD’den silah satın aldığını, Trump’ın ABD’nin 40 trilyon dolarlık borcunun 1,5 trilyon dolarını Suudi Arabistan’a, 1,5 trilyon dolarını da Katar’a finanse ettirerek “Amerika’yı yeniden büyük yapma” (MAGA) stratejisini kendi açısından başarıyla yürüttüğünü söyledi.
Orta Doğu’da 4 Kasım 1979’da Tahran’daki ABD Büyükelçiliği’nin basılmasının yıl dönümünde ABD’nin İran’a taktik nükleer silahlarla saldıracağı yönündeki iddialara katılmadığını belirten Prof. Dr. Uğur Özgöker, ABD’de ne Cumhuriyetçilerin ne de Demokratların İran’daki molla rejiminden bir rahatsızlığı olmadığını, 1979’da bu rejimi bizzat ABD’nin getirdiğini ve İran’ı yıllardır sömürdüğünü ifade etti. Şah döneminde İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesini kuranın ABD olduğunu, bugün de İranlı mollaların paralarının ABD’de bulunduğunu ve çocuklarının orada okuduğunu, Trump’ın 28 Şubat’ta İran’ı vurmasının tamamen Netanyahu’nun şantaj ve tehditleriyle gerçekleştiğini anlattı. ABD’nin İran’a yönelik olası bir hamlesinin ancak 1953’te Musaddık’ın CIA ve MI6 darbesiyle devrilip İran petrollerinin tekrar Batılı şirketlere açılması veya Venezuela örneğinde olduğu gibi İran’ın devletleştirilmiş petrol rezervlerini Amerikan şirketlerine açmaya zorlayacak 4-5 günlük kısa süreli bir hava operasyonu şeklinde olabileceğini, bunun dışında seçim yenilgisinin faturasını İran’a kesmek için bir saldırı beklemediğini kaydetti.
Yeni Kongre aritmetiğinin küresel ekonomiye ve Türkiye-ABD ilişkilerine etkilerini de değerlendiren Prof. Dr. Uğur Özgöker, Demokratların Kongre’de çoğunluğu sağlamasıyla Trump’ın keyfi savaş harcamalarının engelleneceğini ve bütçe disiplininin geleceğini, nitekim Ukrayna yardımlarının ardından seçimden bir gün önce İsrail’e verilen 4 milyar dolarlık askeri yardımın da kesildiğini belirtti. Bu bütçe disipliniyle birlikte ABD ve dünya ekonomisinin canlanacağını, enflasyonun düşeceğini ve petrol fiyatlarının 28 Şubat öncesindeki 70 dolar seviyelerine gerileyeceğini öngördü. Buna karşın Türkiye-ABD ilişkileri açısından Demokratların 1974 Kıbrıs Barış Harekatı öncesinden beri Türkiye’ye olumsuz yaklaştığını, Kıbrıs ambargosunu Demokratların koyup Cumhuriyetçilerin kaldırdığını, Biden döneminde muhalefeti destekleme açıklamaları yapıldığını, Irak ve Suriye’de PKK’ya silah verildiğini ve FETÖ’nün desteklendiğini hatırlattı. ABD’de yurt dışı silah satışlarının Kongre onayına tabi olması nedeniyle, Trump’ın Ağustos ayındaki Ankara NATO Zirvesi’nde söz verdiği CAATSA yaptırımlarının kaldırılması, F-35’lerin teslimi ve F-16 modernizasyon kitlerinin verilmesi gibi adımların 3 Ocak’tan sonra Demokratların kontrolündeki Kongre’den geçmesinin çok zorlaşacağını vurgulayan Özgöker, Trump’ın mevcut Kongre yapısı değişmeden kalan bir buçuk aylık sürede elini çabuk tutarak verdiği sözleri yerine getirmesi gerektiğini sözlerine ekledi.