Cumhuriyet Halk Partisi içerisinde yaşanan son hukuki ve siyasi gelişmeleri değerlendiren Prof. Dr. Uğur Özgöker, istinaf mahkemesinin verdiği “mutlak butlan” kararının parti içindeki meşruiyet tartışmalarını tamamen yeni bir boyuta taşıdığını belirtmektedir. Özgöker’e göre bu karar, sadece teknik bir hukuki süreç olmanın ötesinde, ana muhalefet partisinin kurumsal yapısını ve siyasi geleceğini doğrudan sarsan tarihsel bir dönüm noktasıdır. Siyasetin yargısal müdahaleler ve parti içi tüzük çıkmazlarıyla kilitlendiği bu kaotik dönemde, liderlik makamının yasal statüsü ile siyasi meşruiyeti arasındaki makasın giderek açıldığı vurgulanmaktadır.

Parti genel merkezi ile TBMM grubu arasında baş gösteren çift başlı yönetim modelini analiz eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, genel başkanlık makamının mahkeme kararıyla tedbiren el değiştirmesi karşısında, milletvekillerinin ezici çoğunluğunun mevcut grup yönetiminin arkasında durmasını yapısal bir bölünme olarak nitelendirmiştir. Özgöker, genel başkanlık makamının yasal gücü ile parlamento grubunun demokratik iradesi karşı karşıya geldiğinde, partinin karar alma mekanizmalarının felç olma riskiyle karşı karşıya kaldığını ifade etmektedir. Bu durumun, tabanda ve parti örgütlerinde derin bir kafa karışıklığı ve aidiyet krizi yarattığına dikkat çekilmektedir.

Siyaset gündeminde büyük yankı uyandıran Meclis grup toplantısı krizine değinen Prof. Dr. Uğur Özgöker, kürsü hakkı ve hitabet yetkisi üzerinden yürütülen mücadelenin aslında partinin mutlak hakimi kim olacak sorusunun sembolik bir savaşı olduğunu savunmaktadır. Meclis Başkanlığı’nın güvenlik gerekçesiyle grup toplantısına ziyaretçi kabul edilmeyeceğini bildirmesinin, durumun vehametini ve parti içi gerilimin ulaştığı tehlikeli boyutu gözler önüne serdiğini belirten Özgöker, rasyonel bir uzlaşı sağlanamadığı takdirde bu güç gösterilerinin partiyi kamuoyu nezdinde ciddi bir itibar kaybına uğratacağını dile getmektedir.

Bu içsel parçalanmanın Türkiye’nin genel demokratik ekosistemine olan olumsuz yansımalarını da ele alan Prof. Dr. Uğur Özgöker, güçlü ve rasyonel bir ana muhalefet odağı olmadan demokratik dengelerin sağlıklı işleyemeyeceğini hatırlatmaktadır. Siyasi enerjisini tamamen iç hesaplaşmalara, delege kavgalarına ve hukuki uyuşmazlıklara harcayan bir yapının, ülkenin temel ekonomik ve sosyal sorunlarına alternatif çözümler üretemeyeceğini ifade eden Özgöker, bu durumun seçmen nezdinde büyük bir hayal kırıklığı ve apolitikleşme dalgası yaratma potansiyeli taşıdığını belirtmektedir.

Sonuç olarak Prof. Dr. Uğur Özgöker, bu kurumsal kilitlenmenin salt hukuki dayatmalarla ya da geçici idari tedbirlerle çözülmesinin mümkün olmadığını, partinin ivedilikle hem hukuki zemini netleştirecek hem de siyasi meşruiyeti yeniden tesis edecek olağanüstü bir irade beyanına ihtiyaç duyduğunu savunmaktadır. Önümüzdeki süreçte yapılacak Parti Meclisi toplantılarının ve örgüt içi dinamiklerin bu düğümün çözülmesinde hayati bir rol oynayacağını belirten Özgöker, duygusal ve kişisel ikbal hesaplarının bir kenara bırakılarak rasyonel devlet aklıyla hareket edilmesinin hem muhalefetin hem de Türk siyasetinin geleceği adına tek çıkış yolu olduğunu ifade ederek analizlerini tamamlamaktadır.