Ortadoğu’da Psikolojik Harp ve Diplomasinin Çıkmazı
Prof. Dr. Uğur Özgöker, katıldığı televizyon programında İran ile ABD arasındaki Cenevre görüşmelerini ve bölgede tırmanan askeri gerilimi derinlemesine analiz etti. Özgöker, uluslararası ilişkilerde bir ülkenin saldırı hazırlığındayken bunu ilan etmeyeceğini, aksine bu tür açıklamaların birer psikolojik baskı aracı olduğunu belirtti. Donald Trump’ın “İran’ı vurabiliriz” söylemlerinin temelinde, İran’ı masada taviz vermeye zorlamak ve küresel piyasalarda ekonomik bir dalgalanma yaratarak karşı tarafı köşeye sıkıştırmak olduğunu savundu.
İran’daki nükleer program tartışmalarına değinen Prof. Dr. Uğur Özgöker, meselenin teknik detaylarının ötesinde bir egemenlik mücadelesi olduğunu ifade etti. İran’ın dünyanın en zengin petrol ve doğalgaz yataklarına sahip bir ülke olarak nükleer enerjiden ziyade stratejik bir savunma kalkanı peşinde olduğunu hatırlattı. Ancak ABD’nin sıfır uranyum zenginleştirme dayatmasının rasyonel bir karşılığı olmadığını belirten Özgöker, iki tarafın da masada zaman kazanmaya çalıştığı bir “maskeli balo” sürecinin yaşandığını dile getirdi.
Programda İran’ın savunma kapasitesi ve hipersonik füze teknolojisi üzerine de önemli tespitlerde bulunan Özgöker, İran’ın doğrudan bir kara harekatına maruz kalma ihtimalini çok düşük gördüğünü söyledi. 2 milyon kilometrekarelik bir coğrafyada İran halkının milliyetçi duygularla rejim etrafında kenetlenebileceğini belirten Özgöker, ABD’nin bu riskleri bilerek hareket ettiğini savundu. Bu noktada siber operasyonlar ve teknolojik sabotajların, konvansiyonel bir savaştan çok daha etkili bir silah olarak masada durduğuna dikkat çekti.
İsrail’in bu süreçteki rolünü analiz eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, Netanyahu yönetiminin ABD’yi İran ile sıcak bir çatışmaya itmek için her türlü provokasyonu denediğini ifade etti. İsrail’in bölgede üniter ve güçlü devletler yerine parçalanmış yapılar görmek istediğini belirten Özgöker, Türkiye’nin Suriye’de elde ettiği diplomatik başarının bu planları boşa çıkardığını vurguladı. Bölgesel ittifakların önemine değinen Özgöker, Türkiye’nin arabulucu rolünün küresel güçler tarafından engellenmeye çalışıldığını ancak Ankara’nın kararlılığının belirleyici olduğunu söyledi.
Ekonomik perspektifte ise İran’daki iç memnuniyetsizliğin temel sebebinin ambargolar ve kötü yönetim olduğunu kaydeden Özgöker, ABD’nin mevcut rejimden aslında stratejik olarak beslendiğini iddia etti. İran halkının yaşadığı ekonomik darboğazın bir gün içeriden bir dönüşümü tetikleyebileceğini ancak dış müdahalelerin bu süreci geciktirdiğini savundu. Özgöker’e göre, ABD İran’ı tamamen yok etmek yerine, kendine müzahir hale getirilmiş ve kaynaklarını paylaştıran bir yönetim yapısını tercih etmektedir.
Sonuç olarak Prof. Dr. Uğur Özgöker, önümüzdeki günlerin çok daha sert diplomatik manevralara gebe olduğunu öngördü. Bölge ülkelerinin kendi aralarındaki ihtilafları bir kenara bırakarak daha sağduyulu bir işbirliği zemini kurması gerektiğini belirten Özgöker, Türkiye’nin “Ankara Merkezli” bakış açısıyla yürüttüğü bağımsız politikaların, bölgeyi büyük bir yangından koruyan tek güvence olduğunu ifade ederek değerlendirmelerini tamamladı.
