Prof. Dr. Uğur Özgöker, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında tırmanan askeri gerilime dair değerlendirmelerinde, Amerikan halkının %80 ila %90 gibi ezici bir çoğunlukla savaşa karşı olduğunu ve bir an önce barışın sağlanmasını istediğini dile getirmiştir. ABD’nin yanı sıra İsrail ve Körfez ülkelerinin de denkleme girmesiyle krizin doğrudan bölgesel bir savaşa dönüşme riski taşıdığını savunan Özgöker, siyonist rejimin asıl amacının Ortadoğu coğrafyasını birbirine kırdırmak olduğunu belirtmiştir. Özgöker, İran içindeki Devrim Muhafızları Ordusu’nun da attığı kışkırtıcı adımlarla bu çatışma ortamını körüklediğini ve farkında olarak ya da olmayarak siyonistlerin ekmeğine yağ sürdüğünü ifade etmiştir.
Enerji jeopolitiği ve Doğu Akdeniz denklemine dikkat çeken Uğur Özgöker, I. ve II. Dünya Savaşlarının temelinde kömür ve demir kaynaklarının yattığını, 1960’larda petrolün, 1980’lerde ise doğal gazın küresel rekabetin merkezine oturduğunu hatırlatmıştır. Doğu Akdeniz’de Kıbrıs açıklarında bulunan Leviathan ve Afrodit sahalarındaki doğal gazın Avrupa’nın 30 yıllık ihtiyacını karşılayabilecek devasa bir rezerv sunduğunu belirten Özgöker, Türkiye’yi baypas etmek amacıyla kurgulanan EastMed projesinin ne güvenli ne de ekonomik olarak uygulanabilir olmadığını vurgulamıştır. Türkiye’nin ilan ettiği Navtex ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne döşeyeceği çift hatlı doğal gaz projesiyle bölgesel bir enerji merkezi (hub) konumunu tescillediğini ve Doğu Akdeniz gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınmasının kaçınılmaz olduğunu kaydetmiştir.
Türkiye’nin yerli ve milli savunma sanayii hamlelerini tarihsel süreçle açıklayan Özgöker, 1952 yılında NATO’ya girilmesinin ardından ABD’nin Türk uçak fabrikalarını işlevsizleştirdiğini ve ülkeyi tamamen kendine bağımlı kıldığını aktarmıştır. 1964 Johnson Mektubu ve 1974 Kıbrıs Ambargosu’nun ardından Türkiye’nin önemli dersler çıkararak Aselsan, Havelsan, Roketsan ve Petlas gibi stratejik kurumlarını kurduğunu hatırlatmıştır. Yapılan kısıtlamaların ve ambargoların Türkiye’yi kendi öz kaynaklarına yönlendirerek lehte bir sonuç doğurduğunu belirten Özgöker, bugün Türkiye’nin dünyada 11. sırada yer alan dev bir silah ihracatçısına dönüştüğünü, 2031 yılında yerli motora kavuşacak KAAN savaş uçağı ve İHA/SİHA teknolojileriyle dışa bağımlılığı tamamen bitireceğini söylemiştir.
Tarihsel ve psikolojik bir okuma yapan Prof. Dr. Uğur Özgöker, Batılı güçlerin ve hasımların Türk milletinin askeri gücünden ziyade asıl olarak merhametinden ve adaletinden korktuklarını dile getirmiştir. II. Haçlı Seferi sırasında Selçukluların bitkin ve aç kalan Haçlı ordusuna sergilediği insani ve merhametli yaklaşımın tarihe geçtiğini, Türk askerinin düşmanının yaralarını sarıp karnını doyurduğunu ve hatta ülkelerine dönebilmeleri için ceplerine harçlık koyduğunu hatırlatmıştır. Özgöker, bu merhamet karşısında o dönem binlerce Haçlı askerinin kendi isteğiyle Müslüman olduğunu belirterek, Türk milletinin bu adil ve koruyucu karakterinin tarih boyunca mazlum halklar için bir sığınak olduğunu vurgulamıştır.
Uluslararası sistemin geçirdiği dönüşümü ve küresel güvenlik mimarisini analiz eden Özgöker, II. Dünya Savaşı sonrasında kurulan Birleşmiş Milletler ve uluslararası hukuk düzeninin işlevsizleştiğini, mevcut uluslararası örgütlerin krizleri önleme yetisini tamamen kaybettiğini belirtmiştir. Dünya düzeninin çok kutuplu yeni bir dengeye evrildiğini ifade eden Özgöker, yeni bir sistem oturana kadar bölgesel çatışmaların, petrol ve emtia fiyatlarındaki dalgalanmaların devam edeceğini kaydetmiştir. Topyekün bir nükleer Dünya Savaşı ihtimalinin düşük olduğunu ancak bölgesel çatışmaların bir süre daha kaçınılmaz olarak süreceğini belirterek sözlerini tamamlamıştır.