Prof. Dr. Uğur Özgöker, Ankara’da gerçekleştirilen tarihi NATO Zirvesi’ni ve ittifakın geleceğini değerlendirerek, örgütün kuruluşundan bu yana yaşadığı yapısal ve stratejik dönüşümleri ele almıştır. NATO’nun stratejik konseptinin geçmişten bugüne beş kez revize edildiğini, ancak bunlardan iki tanesinin ittifakın kurumsal yapısını kökten değiştirdiğini ifade etmiştir. İlk büyük yapısal değişimin 1950 yılında nükleer şemsiyeye dayalı müşterek güvenlik sisteminin kurulmasıyla yaşandığını belirten Özgöker, bu dönemde müttefiklerden birine yapılacak saldırının hepsine yapılmış sayılması ilkesinin Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’yı kapsayan dar bir coğrafi sınırda uygulandığını dile getirmiştir.
Sovyetler Birliği ve komünizmin 1990 yılında yıkılmasıyla birlikte NATO’nun temel varlık nedeninin ortadan kalktığını hatırlatan Prof. Dr. Uğur Özgöker, o dönemde Almanya ve Fransa’nın ABD’ye Avrupa’yı terk etmesi yönünde çağrıda bulunduğunu aktarmıştır. Ancak Saddam Hüseyin’in Kuveyt’e girmesiyle yaşanan küresel krizin ardından toplanan Roma Zirvesi’nde ittifaka yepyeni bir misyon çizildiğini ifade etmiştir. Bu zirvede uluslararası terörizm, mikro milliyetçilik, etnik ve mezhepsel savaşlar ile üstü kapalı biçimde İslam dünyasını hedef alan köktendinciliğin (fundamentalizm) yeni tehditler olarak kurgulandığını belirten Özgöker, NATO’nun “alan dışı” operasyon konseptine geçerek Afganistan ve Irak işgallerini yürüttüğü bu dönemi NATO 2.0 olarak tanımlamıştır.
Günümüzde Ankara Zirvesi ile birlikte resmi olarak NATO 3.0 dönemine geçildiğini vurgulayan Prof. Dr. Uğur Özgöker, ittifakın yeni tehdit ve rakip algılamalarını açıklamıştır. Yeni stratejik konsept belgesinde Rusya’nın yeniden “bir numaralı askeri tehdit” olarak tescilleneceğini ifade eden Özgöker, Çin’in ise “stratejik rakip” yani ekonomik bir tehdit olarak rapora dahil edileceğini belirtmiştir. Çin’in Avrupa’yı adeta bir pazar haline getirdiğini ve Avrupalı devletlerin ağır sanayi alanında üretim kabiliyetini kaybettiğini dile getiren Özgöker, yeni dönemde bu küresel tehditlere karşı çok boyutlu bir çevreleme stratejisinin izleneceğini kaydetmiştir.
Rusya ve Çin’i doğudan ve güneyden baskı altına almak amacıyla yeni bölgesel entegrasyonların devreye sokulacağını ifade eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, Soğuk Savaş dönemine ait ANZUS (Avustralya, Yeni Zelanda, ABD) ittifakına Japonya ve Güney Kore’nin de dahil edilerek NATO’ya eklemleneceğini ve stratejik odağın Pasifik’e kaydırılacağını belirtmiştir. Güney kanadında ise 2004 İstanbul Zirvesi’nde temelleri atılan ancak atıl kalan İstanbul İşbirliği Girişimi’nin yeniden canlandırılacağını açıklayan Özgöker; Bahreyn, Kuveyt, Katar ve Suudi Arabistan gibi Sünni Müslüman bloku ülkelerinin bu yeni güvenlik mimarisi kapsamında aktif birer ortak haline getirileceğini dile getirmiştir.
Tüm bu küresel askeri planlamaların ve icra mekanizmalarının tam merkezinde Türkiye’nin yer aldığını vurgulayan Prof. Dr. Uğur Özgöker, ABD batıdan, Türkiye ise doğudan çıkarıldığında NATO’nun kendi kendini bile koruyamayan kağıt üstünde bir örgüte dönüşeceğini açıkça ifade etmiştir. ABD Başkanı Donald Trump’ın bu zirveye sırf Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a duyduğu şahsi dostluk ve hürmet nedeniyle katıldığını belirten Özgöker, askeri komuta yapısında da tarihi bir adım atılacağını müjdelemiştir. İttifakın Avrupa’daki Amerikan generallerince yönetilen üç büyük ana komuta merkezinin Avrupalı müttefiklere devredileceğini ve tarihte ilk kez korgenerallik/tümgenerallik seviyesindeki kritik bir askeri komutanlığın Türkiye’ye verilmesinin bu zirvede karara bağlanacağını aktarmıştır.
Son olarak Fransa ve Yunanistan gibi ülkelerin Türkiye’nin milli menfaatlerine karşı sergilediği tarihsel ve komplekse dayalı tutumları analiz eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, Fransa’nın Kıbrıs, Ege, Batı Trakya ve Ermeni iddiaları gibi tüm kritik dosyalarda her zaman Türkiye’nin karşısında konumlandığını anımsatmıştır. Bu düşmanca reflekslerin kökeninde tarihsel bir aşağılık kompleksinin yattığını savunan Özgöker, Fransız Kralı I. Fransuva’nın Alman İmparatoru Şarlken’e esir düştüğü dönemde onları bu durumdan Kanuni Sultan Süleyman’ın kurtardığını hatırlatarak, Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasındaki ilişkilerin de bu zirve vesilesiyle farklı bir seyir izleyeceğini öngörmüştür.