Prof. Dr. Uğur Özgöker, katıldığı televizyon yayınında İsrail’de gerçekleştirilen genel seçimlerin sonuçlarını, Orta Doğu’daki güvenlik dengelerini ve Türkiye’nin uluslararası örgütlenmelerdeki yükselen liderlik konumunu değerlendirdi. İsrail seçimlerinde Binyamin Netanyahu’nun meclisteki sandalye sayısının 68’den 53’e düşmesine rağmen daha büyük bir hezimete uğramamasının ufak bir hayal kırıklığı yarattığını belirten Prof. Dr. Uğur Özgöker, Netanyahu’nun politikaları yüzünden tüm dünyada 1933-1939 yılları arasındaki döneme benzer bir antisemitizm dalgasının başladığını ifade etti. Avrupa, Amerika ve hatta kendi halkı nezdinde oluşan bu tepkinin sandığa daha sert yansımasını ve Netanyahu’nun 40’lı sandalye sayılarına gerilemesini beklediğini dile getiren Özgöker, mevcut tabloda erken seçim dahil beş farklı senaryonun konuşulduğunu, erken seçime gidilse dahi yeni hükümet kurulana kadar Netanyahu’nun dört-beş ay daha başbakanlığı sürdüreceğini kaydetti.
Netanyahu’nun kendi ülkesinde siyasi nedenlerle değil, doğrudan yolsuzluk suçlamalarıyla yargılandığını ve hapse girmemek adına başbakanlık dokunulmazlığını koruma peşinde olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Uğur Özgöker, sırf bu dokunulmazlığı sürdürmek için Filistinlileri katlettiğini, Gazze’yi enkaza çevirdiğini, Lübnan’ı işgal ettiğini, İran’a füze attığını ve Türkiye’yi tehdit ederek İsrail halkını kendi çevresinde tutmaya çalıştığını anlattı. Seksen bin masum Filistinlinin canı pahasına da olsa dünyada Filistin’e yönelik sevginin arttığını ve uzun yıllardır Filistin’i tanımayan devletlerin peş peşe Filistin devletini tanımaya başladığını belirtti. Yüz yirmi sandalyeli İsrail meclisinde Arap milletvekillerinin sayısının 19’a ulaşmasının çok kritik bir eşik olduğunu söyleyen Özgöker, Netanyahu’nun İran ve Türkiye tehdidi söylemleriyle aşırı sağ partileri yanına çekerek yeniden koalisyon kurmasından endişe ettiğini, buna karşın Eizenkot bloğu ile Arap partilerinin güç kazanarak Netanyahu’nun siyasetten çekilmesini ve İsrail kanunları önünde yargılanıp cezasını hapiste çekmesini temenni ettiğini ifade etti.
Orta Doğu’daki istikrarsızlığın ve küresel ekonomik krizin merkezinde Netanyahu’nun yer aldığını belirten Prof. Dr. Uğur Özgöker, petrol fiyatlarının 110 dolara çıkmasının ve 200 dolara doğru ilerlemesinin, İran’daki olayların ve Husilerin Suudi Arabistan’ı vurmasının doğrudan Netanyahu’nun ateşe benzin dökmesinin sonucu olduğunu dile getirdi. Geçtiğimiz yıl İran topraklarından Türkiye yönüne gelen beş füzenin İran yönetimi tarafından atılmadığını Türk devlet aklının ve istihbaratının hemen tespit ettiğini hatırlatan Özgöker, Netanyahu’nun seçimleri iptal ettirmek amacıyla Hitler’in Polonya’yı işgal ederken kendi askerlerine Polonya üniforması giydirip Alman birliklerine ateş açtırması gibi kendi topraklarına dahi sahte saldırı düzenletebilecek bir profil olduğunu söyledi. Seçimlerin yapılmış olmasının ve Netanyahu’nun ciddi oy kaybetmesinin olumlu olduğunu belirterek, Netanyahu’nun kendi partisine kaybettirdiği gibi ABD Başkanı Donald Trump’a da 4 Kasım’daki Kongre seçimlerinde her iki kanatta seçim kaybettireceğini ifade etti.
Türkiye’nin uluslararası sistemdeki konumunun tarihsel süreçte yaşadığı büyük dönüşümü de analiz eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından kurulan Milletler Cemiyeti ile İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Birleşmiş Milletler, OECD, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, NATO, Batı Avrupa Birliği, SEATO ve ANZUS gibi uluslararası örgütlere Türkiye’nin geçmişte hep sonradan ve büyük uğraşlarla dahil olabildiğini hatırlattı. Türkiye’nin Avrupa Konseyi’ne kurucu üye olarak alınmayıp bir yıl sonra kabul edildiğini, NATO’ya İnönü ve Menderes dönemlerinde alınmayıp ancak Kore’ye asker gönderdikten sonra üye yapıldığını, geçmişte hep başkalarının kurduğu teşkilatlara eklemlenmeye çalıştığını anlattı. Bugün ise Ağustos başında temelleri atılan Mekke İttifakı’nın kurumsallaşması, Ankara’da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi, NATO’nun NAMSA teşkilatı gibi Müslüman ülkelerle ortak silahlanma, güvenlik ve yedek parça-bakım altyapısı kuran Bedir Mutabakatı ve 2019 yılında imzalanan Lozan’dan sonraki en başarılı anlaşma olan Libya Deniz Yetki Alanları Mutabakatı’nın yedi yıl sonra sahada mağlup edilen Hafter tarafındaki Milli Meclis tarafından dahi oybirliğiyle onaylanması gibi tarihi adımların birbiri ardına geldiğini vurguladı.
Türkiye’nin artık başkalarının kurduğu örgütlere girmek için kulis yapan bir ülke değil, bizzat uluslararası örgütleri kuran, teşkil eden ve diğer devletlerin katılmak için kendisine lobi yaptığı lider ülke konumuna yükseldiğinin altını çizen Prof. Dr. Uğur Özgöker, bu başarının temelinde Türkiye’nin artan iktisadi, siyasi ve askeri gücünün yattığını belirtti. Türkiye’nin ekonomik büyüklüğünü somut verilerle karşılaştıran Özgöker; Pers İmparatorluğu mirasçısı 3 bin yıllık devlet geleneğine, Türkiye’nin iki katından fazla olan 1 milyon 700 bin kilometrekare toprağa, 93 milyon nüfusa, güçlü tarım kapasitesine ve dünyanın en büyük ikinci petrol ile dördüncü doğalgaz rezervlerine sahip olan doğu komşusu İran’ın gayrisafi milli hasılasının 300 milyar doların altına düştüğünü, buna karşın petrol ve doğalgazı olmayan, 780 bin kilometrekare toprağa ve 86 milyon nüfusa sahip Türkiye’nin 1,8 trilyon dolarlık milli geliriyle İran’dan altı kat daha zengin olduğunu kaydetti. Aynı şekilde 1981 yılında Avrupa Birliği’ne giren ve her yıl AB fonlarından on milyarlarca euro geri ödemesiz hibe alan batı komşusu Yunanistan’ın da 325 milyar dolarlık milli geliriyle Türkiye’nin altıda biri seviyesinde kaldığını, ülkede kurulan 11 büyük ABD üssüyle egemenliğini ve İsrail’in satın aldığı Güney Kıbrıs’ı kaybettiğini belirten Özgöker, Türkiye’nin ekonomik, siyasi ve askeri açıdan Cumhuriyet tarihinin en güçlü döneminde olduğunu sözlerine ekledi.