Prof. Dr. Uğur Özgöker, Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) yaşanan bölünme ve yeni parti kurma çalışmaları hakkında yaptığı değerlendirmelerde, kurulan yeni yapının arkasındaki asıl idari ve finansal gücün Ekrem İmamoğlu olduğunu, Özgür Özel’in ise bu süreçte vitrinde kaldığını ifade etmiştir. Yeni partinin tüzüğünde İngiltere, İsviçre ve Norveç gibi ülkelerde özel temsilcilikler açılacağının belirtilmesine dikkat çeken Özgöker, bu tercihlerin tesadüfi olmadığını vurgulamıştır. İngiltere’nin küresel finansın merkezi, İsviçre’nin asırlık tarafsız bankacılık ve sigortacılık üssü, Norveç’in ise dünyanın en büyük kamusal fonlarına sahip ülke olduğunu hatırlatan Özgöker, bu ağların partinin yurt dışı kaynaklı kayıt dışı finansman çarklarını ve kripto varlıklarını yönetme amacıyla seçildiğini öne sürmüştür.
Türk siyasi tarihi ve dünya örnekleri üzerinden parti içi kopuşları analiz eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, 1925’teki Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’ndan 1946’daki Demokrat Parti’ye, 2002’deki Yeni Türkiye Partisi’nden yakın dönem örneklere kadar CHP bünyesinden ayrılan hareketlerin kalıcı bir başarı elde edemediğini dile getirmiştir. 2002 yılında İsmail Cem önderliğinde kurulan Yeni Türkiye Partisi’nin de kamuoyunda ve medyada yüzde 30 oy alacağı iddiasıyla balon gibi şişirildiğini ancak sandıktan yüzde 0.9 ile çıktığını hatırlatan Özgöker, benzer şekilde sosyal medya rüzgarları ve yapay algı operasyonlarıyla beslenen bu yeni yapının da halkta karşılık bulamayacağını ve barajın altında kalacağını savunmuştur. Özgöker, 100 yıllık kurumsal bir çınar olan CHP’den ayrılan milletvekillerinin ve aktörlerin kısa bir süre sonra tıpış tıpış eski partilerine geri dönmek zorunda kalacaklarını kaydetmiştir.
İran ile ABD-İsrail hattında tırmanan savaşa ilişkin stratejik okumalarda bulunan Uğur Özgöker, İran içinde seçilmiş sivil hükümet ile Devrim Muhafızları arasında derin bir yönetim krizinin olduğunu ve Devrim Muhafızları’nı “İran’ın paralel yapısı ve FETÖ’sü” olarak nitelendirdiğini yinelemiştir. Savaş ikliminden beslenen bu yapının, 47 yıllık ambargoların kalkmasını ve 300 milyar dolarlık dış yatırım girişini sağlayan barış mutabakatını kendi iktidarını korumak uğruna sabote ettiğini ifade etmiştir. 93 milyonluk nüfusu ve 1.7 milyon kilometrekarelik coğrafyasıyla İran’ın karadan işgal edilmesinin imkânsız olduğunu belirten Özgöker, ABD’nin karaya çıkmak yerine İran petrolünün yüzde 90’ının ihraç edildiği Hark Adası ile Ebu Musa ve Keşm gibi kritik adaları hedef alarak buraların kontrolünü Körfez ülkelerine devretmeyi planladığını dile getirmiştir.
Hazar Denizi’nde yaşanan son saldırıları ve Ukrayna’nın İran bağlantılı gemileri vurmasını değerlendiren Prof. Dr. Uğur Özgöker, bu hamlenin arkasında Mossad veya İngiliz dış istihbaratı MI6’in bulunma ihtimalinin yüksek olduğunu savunmuştur. ABD Başkanı Trump’ın Ortadoğu’daki bu karmaşadan çekilmek istemesine rağmen İsrail Başbakanı Netanyahu’nun kışkırtmaları ve şantajlarıyla savaşa sürüklendiğini ifade eden Özgöker, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin tek başına Hazar’da nokta atışı istihbarat alabilecek bir kapasiteye sahip olmadığını kaydetmiştir. Kazakistan petrolünü Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıyan TANAP ve Hazar boru hattı konsorsiyumuna yönelik saldırıların küresel bir koridor savaşı niteliği taşıdığına dikkat çeken Özgöker, Çin’den gelip Türkmenistan ve İran üzerinden geçen tren hatlarının ve köprülerin hedef alınmasının Doğu-Batı ticaret hatlarını felç etme amacı taşıdığını vurgulamıştır.
Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasıyla dünya petrol nakliyatının yüzde 25’inin kesintiye uğradığını, Husilerin Babülmendep Boğazı’nı kapatmasıyla bu oranın yüzde 40’a ulaşacağını belirten Prof. Dr. Uğur Özgöker, 1973 petrol krizini aşan devasa bir küresel ekonomik çöküş uyarısında bulunmuştur. Varil petrol fiyatlarının 100 doları aştığını ve 150-200 dolar seviyelerine tırmanabileceğini belirten Özgöker, bu krizden en büyük zararı Avrupa ve Asya ülkelerinin göreceğini, ABD’nin ise kendi üretimi ve Venezuela petrolü sayesinde sürecin kazananı olmaya çalıştığını dile getirmiştir. Özgöker, Doğu-Batı hattında yaşanan bu enerji kilitlenmesi karşısında Hazar petrollerini ve Azerbaycan gazını güvenle taşıyan Türkiye merkezli TANAP hattının küresel ölçekte tek güvenli liman olarak kaldığını vurgulamıştır.
Doğu Akdeniz’deki son gelişmeler ve Türkiye’nin Kıbrıs hamlelerini de ele alan Prof. Dr. Uğur Özgöker, Oruç Reis gemisinin ilan edilen Navtex kapsamında doğalgaz boru hattı güzergahında sismik araştırmalara başlamasının stratejik bir kazanım olduğunu söylemiştir. İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Türkiye’yi devre dışı bırakmak amacıyla kurguladığı EastMed projesinin çöktüğünü belirten Özgöker, Türkiye’nin KKTC’ye denizin altından su taşıdıktan sonra şimdi de çift yönlü doğalgaz hattı çekerek adayı tamamen Türkiye’ye entegre ettiğini vurgulamıştır. 1960 Garanti Anlaşması gereğince Türkiye’nin izni olmadan İngiltere’nin Kıbrıs’taki üslerini savaşa alet edemeyeceğini kaydeden Özgöker, Kıbrıs’taki Türk varlığının ve Mavi Vatan haklarının hiçbir pazarlığa konu edilemeyeceğini ifade ederek analizini tamamlamıştır.