Prof. Dr. Uğur Özgöker, AK Parti’nin 25. kuruluş yıl dönümü vesilesiyle Türk siyasal hayatı ve iktisadi kalkınma dinamikleri üzerine değerlendirmelerde bulunmuştur. Türkiye’de ekonomik büyümenin ve kapsamlı altyapı atılımlarının her zaman siyasi istikrarın sağlandığı güçlü sağ iktidarlar döneminde (1950-1960 Menderes, 1965-1971 Demirel, 1983-1990 Özal ve 2002 sonrası AK Parti) gerçekleştiğini hatırlatan Özgöker, koalisyon dönemlerinin ise kuyruklar, yokluklar ve krizlerle Türkiye’nin kayıp yıllarına dönüştüğünü belirtmiştir. AK Parti’nin serbest ve çoğulcu seçimlerde halkın güvenini tazeleyerek kesintisiz iktidarını sürdürmesini siyaset bilimi literatüründeki “baskın parti” (dominant party) kavramıyla açıklayan Özgöker, bu başarının demokratik meşruiyet zemininde özgün bir dünya örneği teşkil ettiğini kaydetmiştir.
Türkiye’nin ekonomik performansını bölge ülkeleriyle somut veriler üzerinden mukayese eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, 1981’den bu yana Avrupa Birliği üyesi olan ve her yıl on milyarlarca euro hibe alan Batı komşumuz Yunanistan’ın 350 milyar dolarlık gayrisafi yurt içi hasılada kaldığına dikkat çekmiştir. Doğu komşumuz İran’ın ise 3000 yıllık devlet geleneğine, 93 milyonluk nüfusa, 1.7 milyon kilometrekarelik geniş coğrafyaya ve dünyanın en zengin petrol ile doğal gaz rezervlerine sahip olmasına rağmen kötü yönetim sebebiyle 300 milyar dolar seviyesine gerilediğini ifade etmiştir. Doğal petrol ve gaz kaynakları bulunmayan Türkiye’nin ise istikrarlı liderlik ve doğru ekonomi politikalarıyla 1.7 trilyon dolarlık devasa bir ekonomik büyüklüğe ulaşarak İran’ın neredeyse 6 katı zenginliğe kavuştuğunu vurgulamıştır.
İsrailli bakanların Gazze, Lübnan ve Golan Tepeleri’nden çekilmeyeceklerine dair saldırgan açıklamalarını uluslararası hukuk perspektifinden ele alan Özgöker, Golan Tepeleri’nin 1967’den bu yana Birleşmiş Milletler kararlarına göre açıkça işgal altında tutulan Suriye toprağı olduğunu hatırlatmıştır. İsrail’in bu stratejik tepeyi terk etmek istememesinin ardında sadece 1500 metrelik askeri hakimiyetin değil, bölgedeki zengin su kaynakları ve petrol rezervlerinin yattığını belirten Özgöker, uluslararası hukuka aykırı olan bu fiili işgallerin sonsuza kadar sürdürülemeyeceğini dile getirmiştir. Lübnan’da ise mezhepsel ve etnik kotalarla sakat kurulan sistemin bir devlet otoritesi ve milli ordu boşluğu doğurduğunu, ancak Türkiye’nin diplomatik ve caydırıcı ağırlığıyla bu coğrafyadaki işgal girişimlerinin püskürtüleceğini savunmuştur.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke İttifakı’nın (İslam NATO’su) bölgesel güvenlik mimarisinde devrim niteliğinde bir kalkan oluşturduğunu ifade eden Prof. Dr. Uğur Özgöker, 1949 yılında kurulan NATO’nun ardından Sovyetler Birliği’nin Avrupa’da 1 metre dahi ilerleyemediğini anımsatmıştır. Aynı caydırıcılık mekanizmasının Ortadoğu’da da tesis edildiğini vurgulayan Özgöker; Mekke İttifakı sayesinde Siyonist İsrail’in bundan böyle bölgede 1 metre bile ilerleyemeyeceğini, saldırgan politikalarının kesin bir duvara toslayacağını ve işgal ettiği topraklardan tıpış tıpış çekilmek zorunda kalacağını belirtmiştir.
14 Ağustos 1974 İkinci Kıbrıs Barış Harekâtı’nın yıl dönümüne de atıfta bulunan Özgöker, o dönem bombalamadan dönen Türk jetlerine takılacak yedek lastik dahi bulunamadığını, harekâtın Libya lideri Muammer Kaddafi’nin sağladığı destekle tamamlanabildiğini anlatmıştır. O ambargo günlerinden çıkarılan derslerle Petlas, Aselsan, Havelsan ve Roketsan gibi milli kuruluşların temellerinin atıldığını kaydeden Özgöker, Türkiye’nin bugün %80’i aşan yerlilik oranıyla dünyanın 9. büyük silah ihracatçısı konumuna yükseldiğini ifade etmiştir. Suriye’de Baas rejiminin devrilmesiyle birlikte halkın meşru iradesine dayanan bir yönetimin kurulduğunu ve Türkiye’nin milli güvenliğini tehdit eden terör koridoru planlarının tamamen yırtılıp atıldığını sözlerine eklemiştir.